<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ADEM GÜNEŞ &#8211; Parents Dergisi</title>
	<atom:link href="https://parentsdergisi.com/yazarlar/ademgunes/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://parentsdergisi.com</link>
	<description>Sağlıklı çocuklar, mutlu aileler</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Jan 2017 12:21:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Çocuklarda eğitime ilgisizlik neden olur? &#8211; Adem Güneş</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/cocuklarda-egitime-ilgisizlik-neden-olur-adem-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2017 12:21:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=8943</guid>

					<description><![CDATA[Henüz ilkokul 4’üncü sınıfta olmasına rağmen, eğitimden soğumuş bir delikanlıyı getirmişti ailesi. Sınıf öğretmeni aileye sık sık “Çocuğunuzda dikkat eksikliği var.” diyerek bir doktora gidilmesi tavsiyesinde bulunuyormuş. Aile de sonunda bu baskılara dayanamayıp bir doktorun kapısını çalmış. Doktor, haﬁf dozda bir ilaç yazmış, dikkatini toparlaması için. Ancak baba, verilen ilacın yan etiklerini okuyunca şok geçirmiş. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-8443 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="225" height="252" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-268x300.jpg 268w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-120x134.jpg 120w" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" />Henüz ilkokul 4’üncü sınıfta olmasına rağmen, eğitimden soğumuş bir delikanlıyı getirmişti ailesi. Sınıf öğretmeni aileye sık sık “Çocuğunuzda dikkat eksikliği var.” diyerek bir doktora gidilmesi tavsiyesinde bulunuyormuş. Aile de sonunda bu baskılara dayanamayıp bir doktorun kapısını çalmış. Doktor, haﬁf dozda bir ilaç yazmış, dikkatini toparlaması için. Ancak baba, verilen ilacın yan etiklerini okuyunca şok geçirmiş. Çocuklarının henüz küçük olduğunu, bunca yan etkisi bulunan bir ilacı hak etmediğini düşünerek vermekten vazgeçmiş. Acaba sorunun çözümü ilaçsız olamaz mı diye bir arayışa girmişler ve yolları bana düşmüş. Anne babadan durumun özetini aldıktan sonra, delikanlı ile bire bir görüşmeye başladık. Kendisine, okuldan neden soğuduğunu sordum. Derste sıkıldığını söyledi. “Hep aynı şeyleri yapıp duruyoruz.” diye de neden sıkıldığını uzun uzun anlattı. Aslında çocuk doğru söylüyordu. Zira her ne kadar bir bilgiyi sürekli “tekrar etmek” öğrenmeyi kolaylaştırsa da, “tekrar ettirmek” öğrenmeyi zorlaştırır.</p>
<p><strong>Öğrenmede tekrar, ancak “tekrar motivasyonu” ile gerçekleşirse kalıcı olur. Henüz tekrar motivasyonu oluşmamış çocuğa, bir bilgiyi tekrar tekrar anlatmak, tekrar tekrar “yaptırmak” içsel tepkiye yol açar.</strong><br />
Tekrar motivasyonu, kişinin “kendi isteği” ile tekrarları gerçekleştirmesi hevesidir. Bunun en önemli kısmını “yenilik” oluşturur. Çocuğun bir bilgiyi tekrar edebilmesi için, o bilginin çocuk için yeni olması gerekir. Çocuk bildik konuları, daha önce tekrarı yapılmış konuları bir kez daha tekrar etmekten sıkılır. Bu nedenle, eğitimciler bilginin eskimemesine önem vermelidir. Başlanmış fakat henüz tam öğrenilmeden sonlandırılmış bilgiler eskimiş bilgilerdir.</p>
<p><strong>İşte tam da burada, yani bilginin eskitilmesi veya tamamlanması noktasında, öğrenme yöntemlerinin ikiye ayrıldığını görüyoruz.</strong><br />
<strong>1-Spiral Öğrenme:</strong> Öğrenilen bilginin kendi içinde değil, “zaman” içinde tekrar edilmesidir. Örneğin, matematik dersinde toplama-çıkarma tam öğrenilmeden, çarpma işlemine geçilmesi… Ve bir sonraki sene toplama-çıkarmanın bir kez daha tekrar edilmesi… Sonraki yıl bir kez daha aynı konunun tekrar edilmesi, spiral öğrenmedir. Spiral öğrenme bilginin eskimesine yol açan bir öğrenim şeklidir.<br />
<strong>2-Basamaklı Öğrenme:</strong> Bu öğrenme şeklinde çocuk bir konuyu tam öğrenmeden bir sonraki konuya geçmez. Çocuk her merdiven basamağında o basamağa ait bilgiyi “tam” elde edinceye kadar “kendi kendine” onlarca kez tekrarlar yapmasına izin verilir. Örneğin, matematik dersinde toplama-çıkarma tam öğrenilmeden çarpmaya geçilmez. Bu sayede çocuk her şeyi yarım yarım bilmektense, tam bildiği konulardan elde ettiği güven duygusu ile sonraki öğrenmelerin motivasyonunu elde eder. Eğitimde geri kalmış ülkeler genellikle “Spiral Öğrenme” metodu uygulayan ülkelerdir. Basamaklı Öğrenme modern eğitimlerin öngördüğü öğrenme yöntemidir. İşte bundandır ki, bir eğitici, öğrencisinin bir konuyu tam öğrenip öğrenmediğini takip etmeli, tam öğrenilmemiş konuların tamamlanması için çaba sarf etmeli. Hiçbir öğrenci yarım kalan bilgi ile bir sonraki öğrenmelere adım atmamalıdır. Bütün bunlar zihnimden gelip giderken, karşımda konuşan delikanlıyı dinliyordum. Çocuk, kendince bir anlatım ile tam da bunlardan bahsediyordu. Bir konunun tam öğrenilmeden bir sonraki konuya geçilmesi… Bir sonraki konunun ne olduğunu dahi bilmeden sürekli tekrar edilmesi öğrenmeye karşı içsel bir tepki oluşturmuştu kendisinde. Bu tepkiyi aşabilmenin yolu, çocuğun bir süre dinlendirilmesi, içsel tepkinin azaltılmasıdır diye tavsiyede bulundum aileye. Yeniden başladığında ise, spiral öğrenmeye değil, basamaklı öğrenmeye dikkat edilmesini önerdim.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cezasız çocuk eğitimi olur mu? &#8211; Adem Güneş</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/cezasiz-cocuk-egitimi-olur-mu-adem-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2016 08:57:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[adem güneş]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda ceza]]></category>
		<category><![CDATA[kişilik gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=8491</guid>

					<description><![CDATA[Cezanın kişilik gelişimine katkı sağladığına dair ‘hiçbir’ bilimsel bulgu olmamasına rağmen, birçok eğitimcinin cezasız eğitim olmayacağına dair inançları tamdır. Öylesine tamdır ki, böylesi eğitimciler (örneğin) ödevini yapmayan çocuğa tenefüse çıkmama cezası verdiklerinde o çocuğun eğitimine katkı sağladığını düşünürler. Halbuki, eğitimde ceza uygulaması öğrenmeyi kolaylaştırmaz, bilakis çocuğun eğitimden soğumasına neden olur. Zira ceza bir aşağılama davranışıdır. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" class="alignnone wp-image-8443 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="234" height="262" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-268x300.jpg 268w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-120x134.jpg 120w" sizes="(max-width: 234px) 100vw, 234px" /><br />
Cezanın kişilik gelişimine katkı sağladığına dair ‘hiçbir’ bilimsel bulgu olmamasına rağmen, birçok eğitimcinin cezasız eğitim olmayacağına dair inançları tamdır. Öylesine tamdır ki, böylesi eğitimciler (örneğin) ödevini yapmayan çocuğa tenefüse çıkmama cezası verdiklerinde o çocuğun eğitimine katkı sağladığını düşünürler. Halbuki, eğitimde ceza uygulaması öğrenmeyi kolaylaştırmaz, bilakis çocuğun eğitimden soğumasına neden olur. Zira ceza bir aşağılama davranışıdır. Aşağılanmış kişinin zihinsel faaliyeti normal değil, tepkiseldir. Ödev nedeni ile aşağılanan bir öğrenci, ‘eğitim’ ile ‘aşağılanmayı’ birbiri ile ilişkilendirdiğinde, öğrenmeye karşı bir direnç oluşturur. Halbuki, ‘edinci bir öğrenme’ (kalıcı öğrenme) aşağılama ile değil, çocuğun kendini güven içinde hissetmesi ile gerçekleşir. Kendi çocukluk yılları aşağılanmalarla geçmiş bir eğitimci genellikle, çocuğu cezalandırırken bunu ‘onun iyiliği için’ yaptığını iddia eder. Halbuki hiçbir aşağılama davranışı çocuğun iyiliği için olmaz.<br />
<strong><br />
Ceza ve şiddet aynı şeydir<br />
</strong>Günümüzde birçok eğitimci ‘şiddete’ karşı olduğunu iddia etse de eğitimde ‘cezanın’ olması gerektiğini savunur. Bu bir bilişsel çarpıtmadır. Zira, pedagojide ceza ile şiddet birbirinin ikiz kardeşleridir. Hangi davranış ceza ve hangi davranış şiddettir birbirinden ayırt edilemez. Örneğin, ödevini yapmamış bir öğrenciyi, öğretmeni tahtaya kaldırsa ve arkadaşlarının karşısında tek ayak üstünde durmasını istese, öğretmene bu davranışının ne olduğunu sorsak, muhtemelen ‘ödevini yapmamış bu öğrenciyi cezalandırdığını’ söyleyecektir. Halbuki, bir çocuğu arkadaşlarının içinde aşağılamak, küçük düşürmek ceza değil, duygusal şiddettir. Belki bizim ülkemiz için lüks bir pedagoji bilgisi olacak ama yine de söyleyeyim, sınav sonrasında bütün sınıfın önünde öğrencilerin aldığı notları tek tek ve isim isim okumak, düşük not alan çocukların aşağılanmasıdır.   Maalesef, ülkemiz, çocuğa yönelik şiddetin tanımını, ‘tıp literatüründen’ aldığı için, şiddet; vurmak, dövmek veya darp etmek zannediliyor. Çocuk tıbbi olarak ispat edilinceye kadar zarara uğramamışsa şiddete uğramamış sayılıyor. Halbuki şiddet, tıbbın ilgi sahasından daha çok, pedagojinin ilgi sahasındadır. Çocuk sadece dayak yediğinde değil, ‘tepemi attırma benim şimdi’ diye azar işittiğinde de şiddet mağdurudur, yazısı güzel değil diye defterine çarpı atıldığında da…</p>
<p><strong>Çocuğa ‘bedel ödettirme’ de bir cezadır<br />
</strong>Ülkemizde çocuk ruh sağlığını önemseyen bazı uzmanlar, şiddeti bu hassasiyet içinde değerlendirdikleri halde, yine de cezasız eğitimi tam anlamlandıramadıklarının da üzülerek şahidi oluyorum… Örneğin, çocuğa bakışını takdir ettiğim sevgili meslektaşım Özgür Bolat, bir yandan eğitimde cezanın olmamasını savunurken, diğer yandan çocuğun yanlış davranışlarında ‘bedel ödetmek gerekir’ tezini öne sürmektedir…</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-8493 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes_aralik.jpg" alt="adem_gunes_aralik" width="420" height="404" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes_aralik.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes_aralik-300x289.jpg 300w" sizes="(max-width: 420px) 100vw, 420px" /><br />
<strong>Halbuki, zaten cezanın pedagojideki karşılığı ‘bedel ödetmektir’.</strong><br />
Halbuki eğitimde cezasızlık, çocuğun yanlış davranışları karşısında bedel ödettirmemeyi de içerir. Bedel ödetmek, bir üstünlük ilişkisidir ki, çocuk ile kurulacak üstünlük ilişkisi çocuğun edilgenleşmesinin ve itaate yatkın hale gelmesinin en belirgin sebebidir. Çocuk eğitiminin ana amacı, edilgen değil, etken, itaate yatkın değil, kendi gibi olan çocuk yetiştirmektir. Yetişkinin, çocuğun üzerinde tasarrufa sahip olduğunu bilmesi (zannetmesi) çocuğa yönelik şiddetin oluşmasına köken teşkil eden en derin duygudur. Çocuk yanlış davranışlar karşısında bedel ödettirilmeye değil, yanlış davranışın nasıl düzeltileceğini bilmeye ihtiyacı vardır. Çocuğun ortaya koyduğu her yanlış davranışın zaten doğal bir bedeli vardır. Bu bedel, bazen üzüntü, bazen kızgınlık, bazen ise korku ile çocuğa yansır. Çocuğun ödediği doğal bedellerin yanında bir de yetişkinin, ekstra bedel ödetmeye kalkması pedagojik bir yanılgıdır.</p>
<p><strong>Eğitimin amacı;</strong><br />
Eğitimin amacı, yaşama yeni gelmiş insan yavrusunu bu yaşam hakkında bilgilendirmektir. Onun yardıma en çok ihtiyaç duyduğu dönemde ‘minnet duygusu’ ve ‘aşağılanma hissi’ yaşatmadan yardımcı olmaktır. Çocuğun bilmeye ihtiyacı ve daha önemlisi öğrendiği şeyleri yanlış yapmaya yatkınlığı vardır. Yetişkinin görevi yanlışları ceza vererek, şiddet uygulayarak ve bedel ödettirerek düzeltmek değil, çocuğun yanlış yaptığı durumlarda yaşadığı, utanç, mahcubiyet ve korkuyu yönetmesini sağlamaktır.<br />
<strong>PEDAGOJİDE ŞİDDET, DUYGUSAL ACI VERİCİ HER TÜRLÜ EYLEMİN ADIDIR. FİZİKSEL BİR KARŞILIĞIN OLMASI ŞART DEĞİLDİR.</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8492 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-1.jpg" alt="adem_gunes" width="566" height="382" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-1.jpg 566w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/12/adem_gunes-1-300x202.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 566px) 100vw, 566px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk ile iletişimde sakıncalı kelimeler- Adem Güneş</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/cocuk-ile-iletisimde-sakincali-kelimeler-adem-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Nov 2016 07:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[adem güneş]]></category>
		<category><![CDATA[bağlılık]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk iletişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk yetiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda bağlanma]]></category>
		<category><![CDATA[iletişim]]></category>
		<category><![CDATA[sakıncalı kelimeler]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=7954</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Dikkat dağınıklığı, ‘an’a odaklanamama hâlidir. Çocuğun o anki uğraşı ile ruhsal bir bütünlük kuramamasıdır. Duygusal yoğunluğun zihinsel yoğunluğa dönüşememesi veya “zihinsel kaymaların” duygusal yoğunluğa engel olması hâlidir. Kitap okumak için kenara çekilen çocuğun, duygu gücünün, zihnini toparlamaya yetememesi veya zihindeki kaymaların duygusal yoğunluğu yakalamasına engel olmasıdır. Zihin, gücünü duygulardan alır. Duyguları dağınık olan çocuğun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7082 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="301" height="336" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg 301w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-269x300.jpg 269w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" />Dikkat dağınıklığı, ‘an’a odaklanamama hâlidir.</strong> Çocuğun o anki uğraşı ile ruhsal bir bütünlük kuramamasıdır. Duygusal yoğunluğun zihinsel yoğunluğa dönüşememesi veya “zihinsel kaymaların” duygusal yoğunluğa engel olması hâlidir.<br />
Kitap okumak için kenara çekilen çocuğun, duygu gücünün, zihnini toparlamaya yetememesi veya zihindeki kaymaların duygusal yoğunluğu yakalamasına engel olmasıdır.<br />
Zihin, gücünü duygulardan alır. Duyguları dağınık olan çocuğun zihni dağınıktır.<br />
Aile içinde “dengeli duygusal süreklilik” yaşamayan çocuğun zihni dağınıktır. Kimseye açamadığı sorunu ile tek başına kalan çocuğun zihni dağınıktır. İçinde büyüttüğü duygusal sorunların çözümünü bulamayan çocuğun zihni dağınıktır…</p>
<p><strong>Bu doğru…</strong><br />
Ancak, son yıllarda yapılan gözlemlerle duygusal dağınıklığı olmayan kimi çocuklarda da zihinsel dağınıklık tespit edilmesi uzmanları oldukça şaşırttı…</p>
<p>Aile içinde dengeli duygusal süreklilik yaşayan bazı çocuklarda yine de dikkat dağınıklığı gözlemleniyordu. Bu çocuklarda nörolojik bir bozukluk da yoktu.<br />
Derinlemesine yapılan analizler, enteresan bir pedagojik ayrıntının gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Yetişkinlerin kullandığı bazı “dil kalıpları”, çocuklarda zihinsel dağınıklığı oluşturuyordu. Bir başka deyişle, yetişkinlerin doğal bir alışkanlık hâlinde sürdürdüğü bazı kelimeler çocuğun zihin yapısını bozuyordu.<br />
Pedagojik sakıncalı kelimeler diyebileceğimiz bu kelimeler “ve”, “fakat”, “ama” idi…<br />
Bu kelimeler, yapı itibari ile çocuğu “içinde bulunulan ‘an’a odaklanmaktan alıkoyan”, zihnini bir başka zamana taşıyan kelimelerdi.<br />
Hâlbuki çocukla iletişimde, kelimelerin dizimi, içinde bulunulan ana ait olmalıydı ki çocuk o ana tutunsun, tutunduğu andaki eylemi sürdürebilsin.</p>
<p><strong>Bir örnek verelim…</strong></p>
<p>Diyelim ki bir çocuk babası ile o haftaki hava durumu hakkında konuşuyor olsun&#8230;<br />
Hava bugün için güzel ve güneşli, ertesi gün için ise yağmurlu tahmin edilsin…</p>
<p>Şimdi çocuk, “Baba bu hafta hava nasıl olacak?” diye sorduğunda babası “Bugün hava güzel ama yarın yağmurluymuş” diye cevap verirse, bu konuşma kalıbı, “ana odaklamak” yerine, “başka bir ana yönlendirdiğinden” çocuğa dikkat dağınıklığı sürecinin bir parçasını yaşatır.</p>
<p>Yine aynı şekilde, bir annenin çocuğuna “Dersini yaptın fakat biraz zorlandın galiba” diye sevecen şekilde hitap etmesi, iyi bir ebeveynlik tavrı olsa da çocuğun başarı ile tamamladığı ve duygusal bütünlük kurduğu bir “ödev tamamlama” eylemine odaklamak yerine, zihni, eylem öncesi ana yönlendirdiği için pedagojik olarak yanlıştır.</p>
<p>Hâlbuki bu konuşmaların aynısı “ana odaklayan” bir başka konuşma kalıbı ile de gerçekleşebilir ve çocuğa dikkat dağınıklığı süreci yaşatılmayabilirdi.</p>
<p>O kalıp “olsa da” kelime kalıbıdır.</p>
<p>İsterseniz, yukarıdaki konuşmaları “olsa da” kalıbı ile yeniden kurgulayalım…<br />
Kendisine hava durumunu soran çocuğa babası “Yarın hava yağmurlu ‘olsa da’ bugün güneşli olacak” diye cevap verse, çocuğun yarına yönlenmesi yerine, içinde bulunduğu ana odaklanmasına yardımcı olur.<br />
Aynı şekilde ödevlerini vaktinde yapan bir çocuğa annesinin, “Biraz zorlanmış ‘olsan da’ dersini tamamladın” cümlesi, “fakat” ile gerçekleşen iletişimden çok daha pozitiftir.</p>
<p>“Ama ve fakat” kelimeleri gibi “ve” bağlacı da çocukla iletişimde kullanılması tavsiye edilmeyen bir kelimedir.<br />
“Ve” ile kurulan, uzun cümleler, çocuğun ana odaklanmasını zorlaştırır. Hâlbuki, çocukla iletişimin esası, tane tane, kısa ve ‘bağlaçsız’ konuşmaktır.<br />
“Bugün çarşıya çıktım ve sana elbise aldım” yerine… “Bugün çarşıya çıktım. Sana elbise aldım.” demek, dikkati dağıtmayan, “ana odaklanmayı” kolaylaştıran bir iletişim dilidir&#8230;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7955 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel.jpg" alt="kutugörsel" width="420" height="470" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel-268x300.jpg 268w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/kutugörsel-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p><strong>Çocuğumla güvenli bağlandığımızı nasıl anlarım?</strong></p>
<p><em>Çocuk ile anne arasındaki bağlanmaya verdiğiniz önem dikkatimi çekti. Güvenli Bağlanma kitabınızı da büyük bir titizlikle, altını çizerek okudum. Sonuç olarak fark ettim ki, ben, çocukluk dönemimde annem ile güvenli bağlanamamışım. Bu durumu şimdi çocuklarıma yansıtıyorum. Büyük oğlum 11 yaşında ve benimle sürekli bir savaş halinde ve tepkisel. Tepkisel Bağlanma Bozukluğu dediğiniz sorunun bütün işaretlerini görüyorum. Küçük oğlum ise sizin tavsiyelerinizle 2 yıl aynı yatakta yattık, emme süreci çok sağlıklı geçti. Şimdi 3 yaşında. Sanki her şey yolunda gibi gelse de, yine de merak ediyorum. Acaba çocuğum ile güvenli bağlanıp bağlanmadığımı kendi hislerimin haricinde nasıl öğrenebilirim, bunun bir testi var mıdır? Songül K.</em></p>
<p>Aslında anne hissi, çocuğu ile kendi arasında bir bağın olup olmadığını en iyi ölçen cihazdır. Yeter ki güvenli bağlanmanın ne olduğuna dair bir farkındalık kazanmış olsun. Size yine de küçük iki test önereyim, bu iki test ile küçük oğlunuzla aranızdaki bağlanma probleminin var olup olmadığını gözlemleyebilirsiniz.<br />
<strong>1- Merdiven Testi:</strong> Bir alışveriş merkezinde, yukarı çıkan yürüyen merdivenlerin önüne gelin. Oğlunuzu yürüyen merdivenlere bindirin ve fakat siz bir adım geride kalarak merdivenlere binmeyin. Yukarı doğru çıkan oğlunuza el sallayarak ‘güle güle…’ diyerek vedalaşın, birkaç adım geriye doğru atın… Eğer oğlunuzla kaygılı bağlanmışsanız, sizin bu davranışınız karşısında korkacak, kaygılanacak merdivenlerden aşağı inmek için çaba harcayacaktır… Eğer güvenli bağlanmışsanız oğlunuzla, yukarıya çıkarken o da size el sallayacak ‘güle güle’ diye size karşılık verecektir…</p>
<p><strong>2- Su Testi:</strong> Güvenli bağanmış çocuklar su ile barışıktır. Oğlunuzla birlikte bir havuza, deniz kıyısına gittiğinizde, onu suya değdirmeye, suya bırakmaya çalışın. Kaygılı Bağlanmış çocuk sudan korkar, panik yapar ve çırpınmaya başlar… Eğer oğlunuzla güvenli bağlanmışsanız, kendini sizin kollarınızda suya bırakır, güler ve hoşuna gider…</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ne yaptığınızın farkında mısınız?- Adem Güneş</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/ne-yaptiginizin-farkinda-misiniz-adem-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Oct 2016 07:29:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[adem güneş]]></category>
		<category><![CDATA[anneler soruyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklu yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=7762</guid>

					<description><![CDATA[Yıllar öncesinde bir dostum; ‘Hocam üç beş satır ile özetlenmiş bir soruda anne babalara ne kadar faydalı olabilirsiniz ki?’ demişti. Tecrübem gösterdi ki, bazen insan üç beş satırda sorusunu özetlese de, bir satırlık yol göstericiye ihtiyaç duyuyor… Hem de çok… Her ebeveyn kendisinin çocukları için elinden geleni yaptığını düşünür, halbuki elden geleni yapmak ayrı bir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7082 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="301" height="336" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg 301w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-269x300.jpg 269w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" />Yıllar öncesinde bir dostum; ‘Hocam üç beş satır ile özetlenmiş bir soruda anne babalara ne kadar faydalı olabilirsiniz ki?’ demişti. Tecrübem gösterdi ki, bazen insan üç beş satırda sorusunu özetlese de, bir satırlık yol göstericiye ihtiyaç duyuyor… Hem de çok…</p>
<p>Her ebeveyn kendisinin çocukları için elinden geleni yaptığını düşünür, halbuki elden geleni yapmak ayrı bir şey, ne yaptığını fark etmek ayrı bir şeydir. İşte bundan dolayıdır ki pedagoji, anne babaları 4 farkındalık seviyesine ayırır.<br />
<strong>➜ Yetersiz Farkındalık </strong><br />
<strong>➜ Geleneksel Farkındalık </strong><br />
<strong>➜ Gözlemci Farkındalık </strong><br />
<strong>➜ İçselleşmiş Farkındalık</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>➜ 1- Yetersiz farkındalık;</strong> seviyesindeki ebeveynlerin en belirgin yanı “ilgisizlikleridir”. Böylesi ebeveynlerin bir kısmı, çocuk eğitimi diye bir şeyin olmadığını, zaten dünyaya gelen çocuğun öyle ya da böyle, düşe kalka büyüdüğünü, herkesin kendi kaderini yaşadığını düşünürler… Bu gruba giren diğer ebeveynler çocuk eğitiminin eşine ait olduğunu (genellikle kadına), eşinin çocuklarla zaten yeterince ilgilendiğini düşünerek iş odaklı yaşam içindedirler. Onlar için arada bir çocukla şakalaşmak, oyuncak almak, harçlık vermek, bazen alışveriş merkezlerine gitmek, arkadaşları ile sağa sola gitmesine izin vermek “elinden geldiğince” ilgilenmektir. Böylesi ebeveynlerin çocukları genelde “özgüvenli” olarak görülse de pedagojik olarak ilgisizliğin yol açtığı bir “sınırsızlık” içindedirler. Doyumsuzdurlar… Huzursuzdurlar&#8230; Sürekli bir can sıkıntısından bahsederler. Oyalanma arayışı içindedirler. Arkadaş ortamlarına aşırı yönelmeleri, ilgisizliğin yol açtığı değersizlik duygusunu giderme çabasıdır. Bu gruba giren ebeveynlerden eğitim seviyesi yeterli olanlara “anne baba eğitimi” programları, pedagoji kitap tavsiyeleri ve farkındalık seviyesi yüksek ebeveynlerle tanışma programları iyi gelecektir. Eğitim seviyesi düşük veya kendi psikolojik problemleri nedeni ile ilgisiz ebeveynlere ise önce psikolojik destek sunulup ardından yukarıdaki yardımların yapılması doğru bir yöntemdir.<br />
<strong>➜ 2- Geleneksel farkındalık</strong> seviyesinde olan ebeveynlerin en belirgin yanı ise çocuklarının “fizyolojik” ihtiyaçları ile ilgili oldukları hâlde, “ruhsal” ihtiyaçlarını fark edememeleridir. Böylesi anne babalar sürekli çocuklarının davranışlarından şikâyetçidir: “Yemeğini yemiyor… Derslerini yapmıyor… Kardeşi ile kavga ediyor… Odasını toplamıyor…” Geleneksel Farkındalık seviyesinde olan ebeveynlerin büyük kısmı “el âlem ne der?” düşüncesinden dolayı çocuklarına sürekli bir baskı hâlindedir. Bu baskıların ruhsal kökeni, çocuğunun iyiliği için değil, çevresine karşı itibarını kaybetmemek ve “ne biçim çocuk yetiştirmiş” denilmesinin önüne geçmek içindir. Bu ebeveynler baskılar arttıkça çocuğunun ruh sağlığının bozulduğunu fark etmek yerine, büyüdükçe ‘saygısızlaştığından’, sözünün artık geçmediğinden yakınırlar. “Minnet duygusu” vurgusu ile “çocuğu için neler yaptığını” anlatır durur, “vefasızlıktan” bahsederler. Çocuğun bu duruma gelmesinin bir “duygusal yoksunluktan” kaynaklandığını duymak ve anlamak istemezler. Böylesi ebeveynle yetişmiş kişiler, genellikle çocukluk döneminde çekingen, ezik ve yetersiz, yetişkinlik döneminde ise aile içinde kavgacı, huzursuz ve fakat dışarıda sakin, uysal görünümdedirler. Genellikle çevresi tarafından sevilen, saygılı, iyi yetişmiş örnek kişiler olarak tarif edilse de iç dünyaları sürekli bir karmaşa hâlindedir. Farkındalık seviyesinin yükseltilmesi en zor ebeveyn modeli, “Geleneksel Farkındalık” seviyesindeki ebeveynlerdir. Böylesi ebeveynler, zaten anne babalarından da “öyle” gördükleri için, doğrunun “böyle” olduğuna kesin kanaat getirmişlerdir. Eğer onlar yanlış yaptılarsa kendisinin neden kötü bir insan olmadığını sorar dururlar. Hatalarını kabul ettiklerinde, bugüne kadar inşa ettikleri itibarlarının yıkılacağı kaygısını taşıdıkları için sürekli bir “kendi gerçeğini gizleme” ve savunucu yanları ile dikkat çekerler. Psikoloji ve pedagojinin gereksizliğine inandıkları için tedaviye yatkınlıkları da zordur&#8230; Bu grupta bulunan ebeveynler, geleneksel çevrelerinin dışına çıkmadıkça, kendi gibi düşünenlerden “bir süreliğine” duygusal beslenmeleri kesmedikçe, gelenekselliğin ötesinde yeni aile yapıları ile tanışmadıkça çocuğuna verdiği zararı fark edemeyecektir. “Geleneksel Farkındalık” seviyesindeki ebeveynlerin ortak özellikleri çocuklarının ﬁzyolojik gereksinimlerine aşırı düşkün oldukları hâlde, duygusal ihtiyaçlarını fark edememeleri. Çocuğunu odaya kapatıp cezalandıran bir ebeveynin, ertesi gün onu süsleyip püsleyip okula göndermesi veya en güzel bayram kıyafetleri almak için hiçbir fedakârlıktan sakınmadığı hâlde, yaşının küçük olduğuna aldırmadan çocuğunun gözleri önünde kurban kesmeye çalışması gibi… Bu gruptaki anne babaların, pedagoji kitapları okumak yerine, anne babalarından gördüklerini uygulayan ebeveynler olduğundan<br />
bahsettik. Böylesi ortamda yetişmiş çocuklarda ise ya edilgenlikten kaynaklanan “ezik” bir benlik yapısı veya duyarsızlıktan kaynaklanan bir “ebeveyn tesirsizliği” görülür.</p>
<p><strong>➜ 3- Gözlemci farkındalıktır;</strong> Bu gruba giren ebeveynler, çocuğun kendine has bir duygu dünyası olduğunu fark etmişlerdir. Onların küçük boylarına rağmen, insani bütün özelliklere sahip olduklarını, cezalandırıldıklarında aşağılanma hissettiklerini, azarlandıklarında içlerinin acıdığını, zorla bir şey yaptırıldığında her insan gibi tepki verdiğini tebessümle fark etmişlerdir. Çocuğu fark etmek her ne kadar anne babalara tuhaf bir mutluluk hissi verse de “Gözlemci Farkındalık” seviyesi en zor ebeveynlik düzeyidir. Zira onlar, çocuk dünyasını gördükleri hâlde, o dünyaya hitap edemiyor olmanın iç çatışması ile baş başa kalmışlardır… Bu gruptaki ebeveynler, çocuğa iyi davranmak gerektiğini bildiği hâlde, bazen kendini yenemez, öfk elenir, bağırır çağırır, çocuğun kalbini kırar. Öfkesi dindiğinde verdiği tahribatı görür, kendini aﬀ ettirebilmek için fırsat kollamaya çalışır. Herkes, ona “sen iyi bir anne-babasın” dese de o hep pişmanlıklar içindedir. Gözlemci Farkındalık seviyesindeki ebeveynlerin çocukları, genellikle duyarlı olur… Her ne kadar anne babaları zaman zaman köpürüp çocuğun üzerine yürüse de, sonrasında gerçekleşen yakınlaşma çabaları, çocuğun kişilik gelişimini yavaşlatır, ancak tamamen durdurmaz. Bu çocuklar, genellikle kendileri de sık sık öfkelerine hâkim olamasalar da ebeveynlerinden daha “dengeli”, daha “duyarlı”dırlar. En zayıf yanları “iradelerini” kullanmaktaki zorluklarıdır. Kendi başlarına iş yapmaktan sıkılırlar. Süreklilik gerektiren işlerde dirençli değildirler.</p>
<p><strong>➜ 4- “İçselleşmiş farkındalık”</strong> seviyesine sahip ebeveynlerin ortak yanları ise çocuk eğitiminin aslında ebeveyn eğitimi olduğunu fark etmiş olmalarıdır… Onlar çocuklarını yetiştirmek için kendi iç düzenlerini kurma peşindedirler. Kimi zaman aldıkları destekler ve okudukları kitaplar ile “kendilerini çocuğa hazır hâle getirmeye” çalışırlar. Çocuk eğitiminin en üst farkındalık seviyesi olan İçtenleşmiş Farkındalık’a sahip ebeveynlerin savaşları çocukları ve eşleri ile değil, kendileri iledir. Bütün bunlarla birlikte şu da bir gerçektir ki eşler kendi aralarında farklı farkındalık seviyesinde iseler, bu bir sorundur. Yüksek farkındalık seviyesindeki eş, düşük farkındalık seviyesindeki eşin yetersizliğini gördükçe acı çeker. Aile içinde düzeyli bir çocuk eğitimi öngören eşler, kendilerini eğittikleri gibi eşleri ile de aynı farkındalık seviyesine çıkmak için fırsatlar oluşturmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: left;"><em><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7764 alignleft" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/adem_gunes_ekim_foto.jpg" alt="adem_gunes_ekim_foto" width="420" height="630" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/adem_gunes_ekim_foto.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/10/adem_gunes_ekim_foto-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /></em></p>
<p style="text-align: left;"><em>&#8220;Merhaba Parents Okuyucuları, bir süredir sessiz sedasız Parents’lı anne </em></p>
<p style="text-align: left;"><em>babalarla bu köşede buluşuyor, çocuğa dair soruları cevaplandırmaya çalışıyorum&#8230; Bu güzel buluşmalar bana heyecan vermeye başladı… Ben Parents’ı çok sevdim, umarım sizler de bu köşeyi seversiniz… Bu sayfalarda, çocuğun birey olma hakkına saygı duyan yetişkinlerle pedagojinin bütün ayrıntılarını tek tek ele almaya çalışacağım… Eğer çocuğa dair veya aile içi iletişimle ilgili sorularınız varsa<br />
info@parentsdergisi.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pedagog Adem Güneş&#8217;e sor</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/pedagog-adem-gunese-sor-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Sep 2016 08:33:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=7460</guid>

					<description><![CDATA[S: 32 yaşında çalışan bir anneyim. 8 aylık kızımı öğle aralarında görüp, ilgilenip işime dönmem mi daha doğru olur, bütün gün iş yerinde kalıp sadece akşamları kızımla buluşmam mı?  Selamlar (Elena) &#160; C: Yaş eksi 1 prensibi Çocuğuna yakın bir iş yerinde çalışan anneler, gün içinde çocuğunun yanına gidip gelmenin çocuğa fayda sağlayıp sağlamadığını öğrenmek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7082 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="203" height="256" /></p>
<p><strong>S: 32 yaşında çalışan bir anneyim. 8 aylık kızımı öğle aralarında görüp, ilgilenip işime dönmem mi daha doğru olur, bütün gün iş yerinde kalıp sadece akşamları kızımla buluşmam mı?</strong>  Selamlar (Elena)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>C:</strong> Yaş eksi 1 prensibi Çocuğuna yakın bir iş yerinde çalışan anneler, gün içinde çocuğunun yanına gidip gelmenin çocuğa fayda sağlayıp sağlamadığını öğrenmek istiyorlar. Pedagojinin temel prensibine göre; 2 yaş öncesi çocuk, anne (veya bakım veren) ile ne kadar fazla birlikte olursa, gelişim o denli güçlü olur. Ancak, bu birlikteliğin ayrılık olmadan gerçekleşmiş olması şartı vardır. Eğer gün içinde anne ile çocuk birbirinden ayrılacaklarsa aşağıdaki prensipler uygulanmalıdır: 1- Çocuk ile annenin aynı gün içinde birbirlerinden ayrı kalma ‘sayısı’, çocuğun yaşından 1 eksiltilerek bulunur. Örneğin, çocuk 2 yaşında ise, 1 gün içinde ayrılık adedi bir defayı geçmemelidir (2-1= 1). Eğer çocuk 4 yaşında ise, gün içinde annesinden en çok 3 defa ayrılabilir (4-1= 3). 2- Çocuk ile annenin gün içinde birbirinden ayrılık ‘süresi’, çocuğun yaşı kadardır. Örneğin, çocuk 2 yaşında ise, annenin çocuktan ayrı kalma süresi en çok 2 saat olmalıdır. Çocuk 4 yaşında ise anne çocuk ayrılık süresi en çok 4 saat olabilir. Çocuğun oyun gruplarına veya kreşe bırakılmasında bu prensip geçerlidir. 3- Çocuğu 4 yaşından küçük olan bir anne, iş hayatına başlayacaksa; çocuğun anne yerine bağlanabileceği bir bakım veren (bakıcı) oluşturarak bu ayrılığı gerçekleştirmelidir. Çocuğa anne yerine bağlanabileceği bir figür oluşturmadan gerçekleştiren ayrılıklarda kaygı oluşur. 4- 4 yaşından önce ‘kreş mi, bakıcı mı?’ tercihinde bakıcı tercih edilmelidir. Buna göre, 8 aylık bir çocuğun mesai saatleri içinde annesi ile tekrar karşılaşıp yeniden ayrılması doğru olmaz. Çocuk sabah annesinden 1 defa ayrılıp, akşam yeniden buluşması ile gün içinde 1 ayrılığı tamamlamış olur. Öğle arasında çocuk annesi ile karşılaştığında belki mutlu olur, ancak ayrılık vakti geldiğinde kaygılanmaya başlayacak, her yeni ayrılık bilinçaltında ‘ayrılma kaygısı’ oluşturacaktır. Böylesi çocuklar ileriki yaş dönemlerinde kaybetme korkusu ile sevdikleri kişilere daha çok bağlanmaya, böylece bağımlılığa yatkın olurlar. Yetişkinlik yıllarında ise ayrılma kaygısı böylesi kişileri bağlanma korkusu yaşamaya iter. Sevdiği kişilere bir türlü bağlanamayanlar çocukluk yıllarında ayrılma kaygısı yaşamış kişilerden oluşur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7409 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/09/101087245.jpg" alt="101087245" width="211" height="284" /></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>S:</strong> <strong>Kurban bayramı geliyor. Biz hayvanların bayram havası içinde kesilmesini doğru bulmuyoruz. Çocuklarımızın bu olumsuz atmosferden etkilenmesini istemiyorum. Ne kadar sakınırsak sakınalım çocuklarımız sokaklarda hayvanların kesilmesine şahit oluyorlar. Böylesi bir ortamda çocuklarımızın ruh sağlığını nasıl koruyabiliriz, en azından en az zararla nasıl atlatabiliriz?</strong> Sevgiler (Bir çocuk dostu)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7408 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/09/100960032_.jpg" alt="100960032_" width="227" height="387" /></p>
<p><strong>C:</strong> Ölüme şahit olmak çocuğa ağır gelir İster Kurban Bayramı, ister sıradan bir gün fark etmez, 12 yaş öncesinde çocukların bir hayvanın ölümünü izlemesi çocuk ruh sağlığına uygun değildir. Bir kuşun ölmesi, bir kedinin yaralanması, bir köpeğin can çekişmesi çocuğu nasıl olumsuz etkilerse, bir hayvanın boğazının kesilmesi daha çok etkiler. Birçok Müslüman aile çocuklarına dini geleneklerini aktarmak için kurban kesim yerine götürmeyi kültürel bir gerek olarak görüyorlar. Hatta kendilerine de çocukluk çağında anne babaları tarafından kurban kesimlerinin izletilmiş olmasını da gerekçe göstererek ‘bize bir şey olmadı, bunlara da olmaz’ diye savunmaya çalışıyorlar. Halbuki çocukluk çağında kurban kesimini gören kişilerin birçoğunun et yemekten tiksindiği, bir diğer çoğunluğun ise duyarlılığını kaybettiği bilinen bir gerçektir. Kesilen kurbanın acısını duymamak, onun çırpınışlarını hissetmemek için kişi kendini duyarsızlaştırmak, acıya yabancılık göstermek zorunda kalacaktır. Böylesi bir durum, çocuğun duygularını bastırmayı, empati yeteneğinin zarar görmesini beraberinde getirir. Bu nedenle, 12 yaşından küçük çocukların kurban kesimini görmesi pedagojik olarak doğru değildir. Her ne kadar birçok aile bu konuda hassas olsa da, çocuğun yaşadığı çevredeki yetişkinler benzer hassasiyet taşımıyorsa, sorun tümüyle ortadan kalkmış sayılmaz. Ancak böylesi bir durumda dikkat edilecek 3 ayrıntı vardır: 1- Çocuğun kurban kesimini bizzat izlememiş olması şartı ile sadece kurban kesimini bilmesi sorun değildir. Ebeveynlerinkurban kesimi üzerinde fazlaca durmaması, kurban kesiminin nasıl olduğunu detaylıca izah etmemesi, kurban kesen kişilere karşı nefret hissi oluşturmaması çocuk ruh sağlığını korumak için önemlidir. 2- Çocuk kesilecek hayvan ile empatik bir ilişkiye girmemeli, kesilecek hayvan ile yakınlık kurmamalıdır. Çocuklar hayvanlar ile çok çabuk duygusal bütünlük kurabildikleri için, kesilen hayvanın acısını anlamak için kesilme anını kendi üzerlerinde hayal ederek duygusal etkilerini artırırlar. 3- Kurban Bayramının çocuklara kurban vurgusu ile değil, bayram vurgusu ile daha da güzel yaşatılabileceği unutulmamalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S:</strong> <strong>Adem Hocam merhaba, darbe gecesi İstanbul’da idik. Jetlerin o korkunç seslerini 5 yaşındaki oğlum ile birlikte yaşadık. Korku dolu günler geride kalsa da, oğlum o günün tesirinden hala kurtulamadı… Eline geçirdiği oyuncaklarını jet gibi uçuruyor, gürültü çıkartıyor, hayalen bir yerleri bombalıyor… Çocuğumu bu durumda görmek beni korkutuyor, ne yapmamı tavsiye edersiniz? </strong>Esin</p>
<p><strong>C:</strong> Oyun en iyi terapidir Esin Hanım endişe etmeyin… Çocuğunuz yaşadığı o kabus dolu saatleri, kendi kendine <img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-7411 alignright" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/09/darbe.jpg" alt="darbe" width="239" height="286" />terapi ediyor… Oyun en iyi terapi yöntemidir. Çocuklar gün içinde etkisinde kaldıkları olayları, yaşadıkları korkuları, endişe ve kaygıları, oyun içinde yeniden canlandırarak ve kendi istedikleri gibi olayı yönlendirerek ruh sağlıklarını korurlar. Bu bilinçdışı bir gayrettir. Çocuklarda istemsizce oluşur. Eğer çocuklar böylesi bilinçdışı bir yöneliş içinde olmasalardı, yaşadıkları her olay, onların duygu dünyasında onarılması zor yaralar açardı. Size tavsiyem, çocuğunuzun kendini terapi ettiği o anlarda rahat bırakmanız, onun oyununu devam ettirebilmesi ve korktuğu her durumu kendi kontrolünde yeniden canlandırabilmesi için fırsat vermenizdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar ve kutlamalar- Psk. Adem Güneş</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/cocuklar-ve-kutlamalar-psk-adem-gunes/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Jul 2016 15:37:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[adem güneş]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=7120</guid>

					<description><![CDATA[&#160; S: Özel günleri abartılı hediyeler ve partilerle kutlamak ne kadar doğru? C: Bu soruyu kendi deneyimlerimle örnekler vererek cevaplamak istiyorum. Boşanmak üzere olan bir çift gelmişti yanıma… Hanımefendi dert yanıyordu kocasından “o kadar ilgisiz ki, 13 yıllık evliyiz, evlilik tarihimizi hatırlamaz… Sorun isterseniz, benim doğum günümde ne hediye almış… Anneler gününde düdüklü tencere getiren [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong>S: Özel günleri abartılı hediyeler ve partilerle kutlamak ne kadar doğru? </strong></p>
<p>C: Bu soruyu kendi deneyimlerimle örnekler vererek cevaplamak istiyorum.</p>
<p>Boşanmak üzere olan bir çift gelmişti yanıma… Hanımefendi dert yanıyordu kocasından “o kadar ilgisiz ki, 13 yıllık evliyiz, evlilik tarihimizi hatırlamaz… Sorun isterseniz, benim doğum günümde ne hediye almış… Anneler gününde düdüklü tencere getiren bir eşle daha ne kadar ömür geçireceğim…” Uzun uzun anlattı kadıncağız hayal kırıklıklarını…</p>
<p>Beyefendiyi davet ettim içeri&#8230; O da kendince dertliydi eşinden; “Hocam valla bıktım… ıvır zıvır meseleleri öyle büyütüyor ki… yoruldum artık… boşanmak istiyormuş madem, çocuklara zarar vermeden nasıl boşanacağız bize o konuda yardımcı olun yeter…”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7121" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836.jpg" alt="BDAYP Princess party princess castle" width="420" height="470" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836-268x300.jpg 268w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/07/102061836-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /></p>
<p>“Evlilik yıldönümünüzde eşinize ne hediye almıştınız hatırlıyor musunuz?”  diye sordum…</p>
<p>“Ne alırsam alayım beğenmez… Pahalı alırım, ‘bu kadar paraya yazık değil mi?’ der… ucuz bir şey alırım ‘benim kıymetim bu kadar mı?’ der… Anneler gününde son teknoloji düdüklü tencere aldım… Oturdu ağladı…”</p>
<p>“Neden?”</p>
<p>“Hiç romantik değilmişim…”</p>
<p>*Kişi, kendince önemsediği günde, kendi “değerinin” ne kadar olduğunu görmek ister karşı tarafta. Değer soyut bir kavramdır, somutlaştırılacak olursa, değersizlik ortaya çıkar.</p>
<p>Örneğin, doğum gününe arkadaşlarını davet eden bir çocuk, arkadaşlarının gözünde kendinin ne kadar “değerli olduğunu” kendisine getirilen hediyelerden yola çıkarak anlamlandırmaya çalışırsa bir süre sonra hayal kırıklığı yaşayacağı göz ardı edilmemelidir. Kimi zaman doğum gününü unutan bir arkadaşının davranışı kendisine “değersizlik” hissettirecek… kimi zaman rastgele seçilmiş, kimi zaman uygunsuzca verilen hediye kişiyi değersiz hissettirecektir…</p>
<p>Bayramda ziyaretine gittikleri bir akrabasının elini öptükten sonra aldığı 50 TL ile mutsuz olan 9 yaşındaki bir çocukla konuşmuştum bir keresinde… “50 TL az para değil, neden kırgınsın teyzene?” dediğimde “ama kendi oğluna 100 TL verdi” diye cevap vermişti…</p>
<p>*Özel günler kişilerin kendi değerini aradığı günlerdir. İnsanın değeri paha biçilmezdir. O ancak “koşulsuz” sevgi gördükçe kendini değerli hisseder.</p>
<p>Doğum günleri, evlilik yıldönümleri, bayramlar, seyranlar sevginin koşulsuzca sunulacağı günlerdir. Bazen bir “seni seviyorum” sözü son model düdüklü tencereden çok daha kıymetli. Bazen kapı açıldığında “tara ta tam” diye uzatılan çiçek kadar özel.</p>
<p>Bir aile dostumuzun evinde eskilerden konuşuyor aile albümüne bakıyorduk. Gençlik resimleri, düğün resimleri, çocuklarının resimleri derken son sayfaya geldik… Kurumuş bir küçük yaprak gördüm son sayfada…  Merak ettim “bu nedir?” diye sordum… Hanımefendi tebessüm ederek, “O benim için çok özel” dedi ve devam etti, “Nişan günümüzde eşimin bana hediye ettiği çiçeğin yaprağı o… Ömrüm oldukça onu saklayacağım” dedi…</p>
<p>Önümüz Bayram…</p>
<p>Yani özel bir gün…</p>
<p>Beklenti oluşan bir gün…</p>
<p>Çocukların “bir şey olacak” beklentisi… yetişkinlerin telaşı…</p>
<p>Özel günleri güzel geçirmenin en iyi yolu, “beklenti” oluşturmamaktır…</p>
<p>Değeri somutlaştırmamak belki…</p>
<p>Sevgiyi maddi karşılıkla sunmaya çalışmamak…</p>
<p>Bazen bir tebessüm, bazen “seni seviyorum” sözünde kendini iyi hissetmeli insan.</p>
<p>Ve bu iyilik halini sadece yaşamak.</p>
<p>İşte bu kaliteli yaşamak “An”ı yaşamak yani…</p>
<p>Belki, sevdikleri ile bir dağ başına çıkıp hafif esen rüzgârın eşliğinde hatıraları konuşmak… belki bir deniz kenarına gidip ayakları suya sokmak, şımarıkça ya da bir dost ziyaretinde keyifli dakikalar geçirmek veya konu komşu eş dost ve akrabalar ile sohbet etmenin tadına vararak.</p>
<p>Özel günler, para ile değer oluşturulan günler değil…</p>
<p>Kişiye kendini iyi hissettiren günler olmalıdır…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Minik ibare patlangoç vs yapıp : Merak ettiklerinizi Adem Güneş’e sorun info@parentsdergisi.com</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pedegog Adem Güneş&#8217;e sor!</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/yazarlar/pedegog-adem-gunese-sor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jun 2016 18:27:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ADEM GÜNEŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anneler soruyor]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[karne]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[not]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=7081</guid>

					<description><![CDATA[&#160;                S: Oğluma ödevlerini yapmasını hatırlattığımda, “Yapsam da yapmasam da karnem çok iyi geliyor. Öğretmenler herkese aynı notu veriyor.” dedi. 1. sınıfta bunun farkına varması ilerleyen yıllarda başarısını nasıl etkiler? C: İlkokulda her çocuğa aynı notu vermek, çocuğun başarısını köreltir. Bunun iki sebebi var. Birincisi zaten ne yaparsa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-7082" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg" alt="adem_gunes" width="301" height="336" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes.jpg 301w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-269x300.jpg 269w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/adem_gunes-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" />              </strong></p>
<p><strong>S: Oğluma ödevlerini yapmasını hatırlattığımda, “Yapsam da yapmasam da karnem çok iyi geliyor. Öğretmenler herkese aynı notu veriyor.” dedi. 1. sınıfta bunun farkına varması ilerleyen yıllarda başarısını nasıl etkiler? </strong></p>
<p>C: İlkokulda her çocuğa aynı notu vermek, çocuğun başarısını köreltir. Bunun iki sebebi var. Birincisi zaten ne yaparsa yapsın hep aynı notu alacak olması karneyi önemsememesine neden olduğu gibi, bir tane düşük not alsa buna da çok üzülür… kırılır incinir…</p>
<p>İkincisi, ilkokul çağındaki bir çocuğun not ile başarı puanı sıralamasına sokulması pedagojik olarak doğru değildir… Modern eğitim sistemlerini en başarılı şekilde uygulayan Danimarka’da ilkokul sonuna kadar hiçbir öğrenciye, ödev, not ve karne verilmez… Çocuk okulu gündelik yaşamın bir parçası ve “öğrenme evi” olarak görür… Çocuğu karne ve not ile “dış motivasyona” değil, kendini gerçekleştirmesi için fırsat vererek iç motivasyona yönlendirilir. İç motivasyonun ana unsuru “merak” tır… Çocuk merak ettiği bir işi yapmak için çaba sarf ederse, merak motivasyonu “heves” e dönüşür… Heves içsel bir güçtür… ve çocuk heves ettiği bir işi başardığında “istek” ortaya çıkar… Çocuk istekli bir şekilde yeni işler yapmaya yönelir… Bu pedagojik gerçekten yola çıkan Danimarka, Hollanda, Norveç gibi ülkeler ilkokul çağında çocuğu iç motivasyon kazanımına ayırt etmektedirler…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-7083" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683.jpg" alt="shutterstock_228887683" width="349" height="348" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683.jpg 2408w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-150x150.jpg 150w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-300x300.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-768x765.jpg 768w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-1024x1021.jpg 1024w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-180x180.jpg 180w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-600x600.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-144x144.jpg 144w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2016/06/shutterstock_228887683-900x897.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 349px) 100vw, 349px" /></p>
<p>Çocuk iç motivasyonla elde ettiği güç ile orta okula başladığında, artık öğrenmez, edinir… Edinmek; kalıcı öğrenmektir… edinilen bilgi kişiliğe dönüşür… unutulmaz… Öğrenmenin motivasyonu “kaygıdır” edinmenin motivasyonu “istek” tir…</p>
<p>Bundandır ki klasik eğitimciler çocuğu kaygılandırmaya özen gösterirler, kimi zaman ceza vermek, kimi zaman not ile tehdit etmek, kimi zaman çocuğun yapmadığı ödevi anne babasına söyleyerek kaygılı bir öğrenme gerçekleştirirler… Halbuki kaygı ile öğrenilen bilgi, kaygı ortamı geçtiğinde unutulur gider… Bakın bundan dolayı ülkemizde çocuklar 12 yıl eğitim alıyorlar ama bir yabancı dil edinemiyorlar… Üniversite sınavına giriyorlar, kendilerine daha önce anlatılan bilgilerden oluşan soruları çözemiyorlar… Birçoğu kaygıdan dolayı sınav kağıdını okuyamıyor… Bütün bunların kökeninde daha ilkokul çağından itibaren çocuğa bir performans kaygısı aşılamak olduğunu görüyoruz… Halbuki, ilkokul çağındaki 6-7 yaşlarındaki çocuğa karne vermek, not vermek onun çocukluk özgürlüğünü elinden almaktan başka bir şey değildir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Pedagog Dr. Adem GÜNEŞ</strong></p>
<p style="text-align: left;">Adem Güneş 1969’da Ankara’da doğdu.</p>
<p style="text-align: left;">İlk, orta ve lise eğitimini Türkiye’de tamamladıktan sonra Rotterdam Üniversitesi Pedagoji bölümünden mezun oldu.</p>
<p style="text-align: left;">Hollanda’da da yaşadığı 16 yıl boyunca alternatif eğitim sistemlerini inceledi.</p>
<p style="text-align: left;">Amerika’da “Bağlanma Terapisi” eğitimi aldı.</p>
<p style="text-align: left;">Güneş’in Çocuk Eğitimi yaklaşımı, İngiliz Bristol Üniversitesi’nde araştırma konusu oldu.</p>
<p style="text-align: left;"> “Çocuğa duyarlılığın artmasının o toplumun bireylerinin psikolojik iyi oluşuna katkı sağlayacağını” vurgulamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
