<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anne çocuk gelişimi &#8211; Parents Dergisi</title>
	<atom:link href="https://parentsdergisi.com/tag/anne-cocuk-gelisimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://parentsdergisi.com</link>
	<description>Sağlıklı çocuklar, mutlu aileler</description>
	<lastBuildDate>Sat, 15 Jan 2022 16:08:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Gelişme döneminde aileden ayrılan çocuk ruhsal çöküntü yaşıyor…</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/psikoloji/gelisme-doneminde-aileden-ayrilan-cocuk-ruhsal-cokuntu-yasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Jan 2022 21:05:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anne çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda ruhsal çöküntü]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=18598</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklarda 0-6 yaş arasında başlayan gelişim, 22-24 yaş aralığında sona eriyor. Gelişme dönemini aileden ayrı geçirmenin ruhsal çöküntüleri de beraberinde getirdiğini belirten uzmanlar, özellikle 6 yaşa kadar zorunlu olmadıkça yatılı okul ve kurs gibi süreçlere girilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuğa küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmesini ve ortaya çıkan sonuçlara katlanmayı öğrenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuğun [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklarda 0-6 yaş arasında başlayan gelişim, 22-24 yaş aralığında sona eriyor. Gelişme dönemini aileden ayrı geçirmenin ruhsal çöküntüleri de beraberinde getirdiğini belirten uzmanlar, özellikle 6 yaşa kadar zorunlu olmadıkça yatılı okul ve kurs gibi süreçlere girilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuğa küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmesini ve ortaya çıkan sonuçlara katlanmayı öğrenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuğun çevresindeki zorluklardan korunmasını amaçlayan helikopter ebeveynliğin sakıncalarına dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, gençlerin aileleri ile kurduğu ilişkilere değinerek hem ebeveynlere hem de gençlere daha iyi bir ilişki için önerilerde bulundu.</strong></p>
<p><strong>Çocuk gelişme çağında ailenin yanında olmalı</strong><br />
Çocuklukta 0-6 yaş’ta başlayan gelişimin 22-24 yaş aralığında da sonlandığını belirten Serkan Elçi, “Gelişme dönemini aileden ayrı geçiriyor olmak ruhsal çöküntüleri de beraberinde getiriyor. 6 yaşa kadar çok zorunlu haller olmadığı müddetçe yatılı bir okul, kurs ve benzeri sürece asla girilmemeli. Daha sonraki yıllarda özellikle ergenlik sürecinde hem gencin hem de ailenin isteklerinin örtüşüyor olması oldukça kıymetli.” dedi.</p>
<p><strong>Üniversite tercihini kendi yapmalıdır</strong><br />
Üniversite tercihlerinin kim tarafından yapıldığının çok önemli olduğunu belirten Serkan Elçi, üniversite tercihinin gençlerin kendi özgür iradesiyle verdikleri bir kararsa bunun sorumluluğun da yine kendilerine ait olduğunu söyledi. Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, “Ailelerin üniversite tercihleri anlamında gençlerin arzularını yok saydığı, kendi ideallerinin peşinden tercihleri yaptıklarını sıkça görüyoruz. Özellikle ailenin ilk çocuklarının yaşadığı yaygın bir sorundur. Tek başına üniversiteye girmiş olmak yeterli olmuyor. Bulunduğu yaş itibariyle karakterinin şekillendiği, ergenlik döneminin son evrelerinde ruhsal buhranların görülmesi hala muhtemeldir.” dedi.</p>
<p><strong>Küçük yaşlardayken söz hakkı verilmeli…</strong><br />
Ailelerin çocukları ile sadece okul başarısı üzerinden iletişim kurmalarının oldukça yanlış bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, “Beraberinde yaşadığı ortamı da sorgulamak, isteklerine saygı duymak, ailesinin kızacağını bildiği davranışları olsa da kendisini açmakta zorlanmayacağı düzeyde ilişkinin olması şart. Bu ilişkiyi gençlik dönemine gelmeden çocukluk döneminde kurmak kıymetlidir. Korkunun ve bastırılarak yaşamanın bir yaşam stili haline geldiği ailelerde psikolojik rahatsızlıkların açığa çıkması kuvvetli bir olasılıktır. Bu yüzden daha küçük yaşlardayken bir birey gibi davranıp, söz hakkı verilmeli ve söylemleri dikkatlice dinlenmeli. O zaman ailede korkunun yerine özgür irade devreye girecektir.” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Yaş değiştikçe ihtiyaçlar da değişiyor</strong><br />
Her yaşın kendine özgü ihtiyaçları olduğunu belirten Elçi, “Bebeklikte temel ihtiyaçlar, çocuklukta oyun ve aile içi ilişkiler, ergenlikte arkadaşlık &#8211; dış dünyayla sıkı bağ ve yetişkinlik döneminde de o yaşa kadar elde edilenlerin toplam kapasitesiyle ilerlemeye devam edilir. Bu yüzden başlangıçta olan 0-6 yaş döneminde ailelerin güvenli bağlanmayı aşılamak adına aile içindeki ortamı birbirine karşı güvene ve sadakate bağlamaları gerekiyor. Aksi takdirde çocuk rol modellerinden görmüş olduğu ilişki biçimini ergenlik döneminde perçinleyecek ve yetişkinliğe geçişte de bu güvensizlik ile devam edecektir.” dedi.</p>
<p><strong>Gençler iş imkanı olan bölümlere yönlendirilmeli</strong><br />
Öncelikle ailelerin vereceği temel güven duygusunun geleceğe dair var olan karamsarlığın azalmasını sağlayacağını ifade eden Elçi, “Gencin iş imkanları olan bölümlere yönlendirilmesi ve olası iş hayatlarında da mümkün olan kolaylıkların sağlanarak yetiştirilmesi kıymetlidir. Bu yüzden toplumun en küçük birimi olan aileden, yönetim birimlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede destek sağlanmalı.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Seçilen meslek sosyal çevreyi de şekillendiriyor</strong><br />
Meslek seçimi gibi kendi hayatlarını nasıl sürdüreceğine etki eden konularda gencin kendi karar veremiyor olmasının tatminsiz bir hayatın başlangıcı anlamına geldiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, “Meslek, gencin hayatını sadece ekonomik boyutu ile değil, sosyal çevre anlamında da şekillendirecektir. Bir öğrenci arzu ettiği bölümün dışında bir bölümde okuyunca, üniversite yıllarında da kaliteli sosyal yaşantıyı da kuramayacaktır. Çünkü aynı bölümü seçen gençlerin ortak paydaları ve ortak zevkleri olur. Kendisini bu sefer diğerlerinden farklı görecek, iletişim kurmakta da güçlük çekecektir.” dedi.</p>
<p><strong>İş olanaklarının azalması yaşam kaygılarını artırıyor</strong><br />
Günümüzde psikoterapiye başvuran gençlerin birçoğunda depresif belirtilerin görüldüğüne dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, “Gençler depresyonun özellikle umutsuzluk, çökkünlük ve geleceğe dair endişe belirtileriyle geliyor. Teknolojinin hayatımızın merkezine entegre olması depresyonun önemli sebeplerinden biridir. Bu nedenle çok fazla uyarana maruz kalıyorlar. Gerçek hayattan sanal dünyaya evrilen bir sürece de tanıklık ediyoruz. Geleceğe dair ekonomik zorlanmalar, kaynakların ve iş olanaklarının daralması yaşama dair kaygılarını da artırıyor.” dedi.</p>
<p><strong>Bazı ebeveynler helikopter görevi görüyor</strong><br />
Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezinden Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, bazı ebeveynlerin helikopter görevi gördüğünü ve çocuğun etrafında pervane olarak onu dış dünyanın tüm tehditlerinden koruduğu inancını taşıdığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Ebeveynler koruyucu yaklaşımları ile ergenlik dönemine kadar başarılı olsalar da bu dönemden sonra genç özerkliğini ilan etmeye başlıyor. Özerklik çerçevesinde de ‘beden benim bedenim, hayat benim hayatım’ algısıyla ailelerin söylemlerini artık hiç dikkate almayarak, doğru ve yanlışı ayırt edemeyerek hatalı kararlar verebiliyor. Çocuğa daha küçük yaşlarda sorumluluk veriliyor olması ve onun da bu sorumlu olduğu durumlara dair sonuçlara katlanıyor olması gerekiyor. Örneğin bir öğrenci, ödevinin ertesi güne yetişmesi gerektiğini bilmesine rağmen ailenin zoru ve baskısı ile yapıyorsa gelecek yıllarda da benzer sisteminin devamlılığını bekler. Bu da daha başarısız bir iş hayatının olmasına veya verilen işlerin kendisine ağır gelmesine neden olabilir. Eğer öğrenci ödevini yapmayarak okula gitse ve bunun sonuçlarını yaşamış olsa kendisi bu sisteme adapte olur ve bu bilinçle ilerlemeye başlar.”</p>
<p><strong>Her zaman gençlerin yanında olunduğu hissettirilmeli</strong><br />
Gençlerin kendileri arzu ettiği takdirde ailelerinden destek almaları gerektiğini ifade eden Elçi, “Aşırı destek ve güvensizlik, birbiriyle uç olsa da benzer sonuçlar doğuruyor. ‘Her türlü sorunda yanındayız, sen talep ettiğin müddetçe’ gibi bir yaklaşım, gencin hem kendisini güvende hissetmesine hem de aşırı müdahalelerin durdurulmasına yardım edecektir. Ebeveynler iyi bir jokey gibi olmalılar. Bir örnekle ile eğer atın yularını serbest bırakırsanız kendisi yürür ve gider, çok sıkarsanız da tekmeyi atıp yine kendi yoluna gider. Bu yüzden tut-bırak-gözlemle ile ilerlemek en doğru yöntem olarak görülüyor.” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anne-çocuk arasındaki bağımlı ilişki</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/psikoloji/anne-cocuk-arasindaki-bagimli-iliski/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2021 21:10:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anne çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[anne-çocuk ilişkisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=18364</guid>

					<description><![CDATA[Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde olabileceğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyumda bireyselleşmenin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 3 yaşından itibaren çocuğun bireyselleşmeye başladığını, bu dönemin anne tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocukla anne ilişkisinin bağımlı olması halinde çocukta özgüven eksikliğinin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde olabileceğini belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyumda bireyselleşmenin önemini vurguladı. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, 3 yaşından itibaren çocuğun bireyselleşmeye başladığını, bu dönemin anne tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocukla anne ilişkisinin bağımlı olması halinde çocukta özgüven eksikliğinin ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Bu durum ilerleyen dönemde okula uyum sürecini etkileyebilir ve okul fobisi ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu. Tarhan, çocuğun sosyal ve duygusal becerilerinin gelişimi için de 3 yaşından itibaren çocuğun okula gönderilmesini tavsiye etti. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, okula uyum sürecinde yaşanan zorluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</strong></p>
<p><strong>Çocuk okula zihinsel olarak alıştırılmalıdır</strong><br />
Okula uyum sürecinin her çocukta farklı şekilde gelişebileceğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Okula başlamak çocuk için yeni bir dönem anlamına geliyor. Alıştığı, güvenilir bir ortamdan farklı bir yere gidip gelmek çocuk için zihinsel olarak hazır değilse yabancı bir gezegene gitmek gibidir. Siz şu an dünyadasınız, havasına, oksijenine alışmışsınız. Aya gittiğinizde orada ne hissedersiniz? Çocuk için de okula gitmek eğer zihinsel olarak hazır değilse öyle bir duygu ve korku ortaya çıkarır. Eğer zihinsel olarak hazırsa çocuk böyle durumlarda rahatlıkla uyum sağlar. Bu nedenle çocuğu okula hazırlamadan kedi yavrusu gibi alıp bir yerden bir yere pat diye götürüp bırakmak çocuk için şok, travma etkisi yapar.” diye konuştu.</p>
<p><strong>3 yaşından sonra bireyselleşme dönemi başlıyor</strong><br />
Çocuğun 3 yaşından sonra bireyselleşme sürecine girdiğini kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “0-3 yaş arasında çocuk, kendini annenin bir parçası gibi görüyor. Anne de çocuğu kendisinin bir parçası olarak görüyor ama çocuk yürümeye başlamadan itibaren ayrı bir birey olduğunu öğrenmeye başlıyor. Ayrı bir insan olduğunu, başka insanların duygularının ve kendi duygularının farkını öğreniyor. 1 yaşındaki bütün çocukları aynı odaya koysanız birisi ağlamaya başlasa hepsi aynı anda ağlamaya başlar. Çünkü o başkasının ağrısıyla, acısıyla kendi acısı arasındaki farkı daha öğrenmemiştir. Beyinde ayna nöronlar var. Bu ayna nöronlar zihin teorisi dediğimiz zihin okuması yapıyorlar. Karşı tarafın zihnini okuyor, kendi zihnini okuyor ve doğru tepkiyi veriyor. Çocuklarda bu gelişmediği için başkasının bir yeri acıdığı zaman kendisinin de acıdığını zanneder ve o da ağlamaya başlar. Ancak bir müddet sonra ‘Onun bir yeri acıyor ama o benim acım değil, onun acısı’ diye ayırt etmeyi öğrenir. Çocuk üç yaşında genellikle bunu öğrenmiş oluyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Anne-çocuk arasındaki bağımlı ilişki okul fobisine yol açıyor</strong><br />
Çocukla anne ilişkisinin bağımlı bir ilişkiyse yani anne kaygılı ve çok koruyucuysa çocukta özgüven eksikliğinin ortaya çıktığını ve bu durumun da ilerleyen dönemde okula uyum sürecini etkileyebildiğini kaydeden Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi: “Üç yaşından sonra çocuğun artık sosyalleşmesi yani anneden yavaş yavaş uzaklaşması gerekiyor. Annelerin büyük bir bölümü, bunu çoğu zaman yapamıyorlar. Annenin çocukla ilişkisi çoğu zaman o kadar güçlü oluyor ki bu annenin de hoşuna gidiyor. Çocukla aynı yatakta yatıyor. Çocuk bir yaşına girmeye başladıktan itibaren çocuk 7 yaşına yani okul başlayana kadar aynı odada olabilirler ama aynı yatakta olması sakıncalıdır. Çocuğunun annesiyle ilişkisi yapış yapış oluyor. Çocukta özgüven gelişmemişse çocuk okula gittiği zaman bütün gün ağlamaya başlıyor. Üç sene beş sene kapıda bekleyen çok aile biliyoruz. Annesi orada değilse çocuk sınıfta olay çıkarıyor. Buna okul fobisi deniyor.” dedi.</p>
<p><strong>Anne çocuğun bireyselleşmesini desteklemelidir</strong><br />
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, çocukta okul fobisi ortaya çıktığı zaman servise zorla bindiğini, devamlı ağladığını belirterek böyle durumlarda anne çocuğu okula göndermekten vazgeçerse çocuğun bireyselleşmeyi öğrenemediğini ve özgüvenin gelişemediğini ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, çocuğun bireyselleşmesinin anne tarafından mutlaka desteklenmesi gerektiğini sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>Çocuk o koltuğa kendi çıkmalı</strong><br />
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kültürümüzde çok rastlanan koltuk deneyinin de bunun önemli bir örneği olduğunu ifade ederek “Çocuğun bireyselleşmesine katkı sağlamak gerekiyor. Mesela çocuk koltuğa çıkmak istiyor. Yürüyor ve hayatı tanımaya başlıyor. Koltuğa çıkmak istiyor uğraşıyor, uğraşıyor çıkamıyor. Bizim geleneksel annemiz ne yapıyor? Aman çocuk düşmesin diye alıyor koltuğa çıkarıyor. Koltuğa çocuk çıkmış oluyor, seviniyor ama çocuk kendi başarmamış oluyor. Hâlbuki o çocuk koltuğa kendisi çıksa çıktıktan sonra sevinecek. O duyguyu biz çocuğun elinden alıyoruz. Bu özgüvenin temelidir.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Koltuğa çıkarken annesi yanında olmalı</strong><br />
Batı toplumlarında çocuğun koltuğa çıkarken tek başına bırakıldığını kaydeden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Orada çocukla ilgilenmiyorlar. Çocuk düşüyor, kalkıyor ve çıkıyor fakat bu sefer de anne çocuk bağı zayıflıyor. Onun için burada ideal olan, çocuk koltuğa çıkmaya çalışırken anne yanında duracak, ‘Çık sen çıkmayı başarırsın bir şey olursa ben tutarım’ diyecek. Çocuk böyle durumda kendisi çıkacak başaracak ve ‘Ben yaptım’ diyecek. Anne çocuk bağı da sağlıklı olacak. Annelik modelini böyle oluşturursak çocuk bir müddet sonra okula rahatlıkla gidiyor, uyum sağlıyor.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Çocuk sosyal ve duygusal becerileri okulda öğreniyor</strong><br />
Çocuğun sosyal ve duygusal becerileri öğrenmesinin de önemine işaret eden Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Çocuklar günümüzde sosyal ve duygusal becerileri kendiliğinden öğrenemiyorlar. Çocuklar başkasının duygularını anlamayı ve empati yapabilmeyi sosyal temasla öğrenilebiliyor. Günümüzde apartman çocukları ve televizyon çocukları oluyor. Şimdi eskisi gibi komşu çocukları ya da mahalle ortamı kavramı yok. Onun için çocuk 3 yaşına geldiği zaman hemen kreşe verilmesini öneriyoruz. Çocuk kreşe yarım gün bile gitse orada hemen sosyal becerileri öğreniyor. Orada birlikte oynamayı ve paylaşmayı öğreniyor. İnsan çocuğu psikolojik olarak prematüre doğuyor. Yani erken doğuyor, öğrenmemiş olarak doğuyor. Bu nedenle de çocuğun psikososyal olarak 15 yaşına kadar bir anne, baba ve aileye ihtiyacı var. Sosyal bir yapının içinde olmaya, sosyal becerileri, duygusal becerileri öğrenmeye ihtiyacı var.” diye konuştu.</p>
<p><strong>Anne ve baba çocuğa kılavuz kaptan olacak</strong><br />
Çocuğun desteklenmesinde ailelere kılavuz kaptan modelini örnek gösteren Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Gemilerde kaptanın yası sıra kılavuz kaptan vardır. Kılavuz kaptan kıdemlidir, tecrübelidir. Anne ve baba kılavuz kaptan olacaklar. Anne ve baba bizim kültürümüzde dümene geçerek çocuğun hayatını yönetiyor. ‘Onu yapma, ona dokunma, onu giyme’ şeklinde her şeyine karışıyor. Çocuk kendi kendine öğrenemiyor. Hâlbuki anne baba kılavuz kaptan olacak. Çocuğun onların rehberliğine ihtiyacı var.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>İlkokul öğretmenleri çocuğun kahramanlarıdır</strong><br />
Okula uyumda ailelerin yanı sıra öğretmenlere de görevler düştüğünü belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Öğretmenler çocukların örnek model seçtikleri ikinci kişi oluyor. Özellikle ilkokul öğretmenleri çocuklarımızın kahramanlarıdır. Öğretmenlik kutsal bir meslek. Özellikle ilkokul öğretmenliği, sınıf öğretmenliği çok kutsal bir meslektir. Çünkü o çocuklar anne ve babalarından sonra en çok hayatı öğretmenden öğreniyor, öğretmenlerini örnek alıyorlar.” dedi. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, özellikle ilkokulda sıklıkla öğretmen değiştirmemek gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Öğretmenin rehberliği çok önemlidir</strong><br />
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tecrübeli bir öğretmenin çocuğun sorununu davranışlarından anlaması gerektiğini de ifade ederek “Öğretmen onu fark edecek. Eğitimcilik hekimlik gibidir. Hekimler kelebek avcıları gibidir. Hastalık ve semptomları yakalarlar. Arayıp bulur, yakalar ve problemi çözerler. Yani bir öğretmen çocuğun davranışından yaşadığı sorunu anlamalıdır. O yaştaki çocuklar söz diliyle anlatamıyor. Söz diliyle anlatamadıkları için davranış diliyle anlatıyorlar. Öğretmenin rehberliği o nedenle burada çok önemlidir. Yani pedagojik tecrübesi önemlidir. Bu çocuk neden korkuyor? Yalnız kalmaktan korkuyor. Kendine güveni yok belki bu çocuk ilk defa annesinden ayrılıyor. Böyle korkuları olabilir. Çocuğun yönlendirilmeye ihtiyacı vardır.” dedi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemi DEHB’li çocukları nasıl etkiledi?</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/psikoloji/pandemi-dehbli-cocuklari-nasil-etkiledi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Oct 2020 21:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[anne çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[DEHB’li çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[DEHB’li çocuklar ve pandemi dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.parentsdergisi.com/?p=17614</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de her yıl Ekim ayı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak anılıyor. Pandemi sürecinde eğitimlerin online olarak yapılmasının dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bulunan çocukları daha fazla etkilediğini belirten uzmanlar, bu dönemde çocukların duygusal ve sosyal alandaki desteğe daha fazla ihtiyaç duyduğuna dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk – [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de her yıl Ekim ayı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı olarak anılıyor. Pandemi sürecinde eğitimlerin online olarak yapılmasının dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bulunan çocukları daha fazla etkilediğini belirten uzmanlar, bu dönemde çocukların duygusal ve sosyal alandaki desteğe daha fazla ihtiyaç duyduğuna dikkat çekiyor. </strong><strong>Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Çocuk – Ergen Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mine Elagöz Yüksel, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Farkındalık Ayı kapsamında, pandemi sürecinin DEHB’li çocuklar üzerindeki etkilerini ve ebeveynlere tavsiyelerini paylaştı.</strong></p>
<p><strong>DEHB’li çocuklar için süreç zorlaştı<br />
</strong>Yetişkinlerde olduğu gibi çocukların da rutinleri değişti. Okulların ve aktivite alanlarının kapanması söz konusu olunca çocukların sadece eğitimi değil, duygusal ve sosyal alanlarının gelişimi de etkilendi. Özellikle dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) bulunan çocuklar gibi zaten eğitsel, duygusal, sosyal alanda desteğe ihtiyacı bulunan çocuklar için bu süreç biraz daha zorlaştı.</p>
<p><strong>Şikayetlerinde artış meydana geldi<br />
</strong>Çocuklar, sadece okul ortamından değil, arkadaş buluşmalarından, spor faaliyetlerinden ve kurslardan da uzakta kaldılar. Bununla beraber DEHB bulunan çocukların strese yatkınlığı nedeniyle dikkat sürelerinde azalma, dürtüselliklerinde artma, yeni davranış problemleri, eşlik eden kaygılar, uyku problemleri görülmeye başlandı. Günlük yapacaklarını organize etmekte, dikkatini sürdürmekte zorlanan DEHB’li bireyler, pandeminin getirdiği yoğun kaygı ve belirsizlik sürecinde daha fazla zorlanmaya başladılar. Ev dışı ortamlarda da daha fazla dikkat etmeleri gerekince şikâyetlerde artma meydana geldi.</p>
<p><strong>Ebeveynlerin duygu durumları çocukları etkiledi<br />
</strong>DEHB’li çocuklarda şikâyetlerin artmasında ebeveynlerin duygu durumlarının etkisi de var. Bu dönemde kaygıları artan, duygularını kontrol etmekte zorlanan ebeveynlerin çocuklarında da birtakım şikâyetler oluşuyor ya da var olanlarda artış görülüyor. Okullar kapanınca belirtilerin daha fazla görülmeye başlamasının bir diğer nedeni de evde dikkatlerini sürdürmelerinin okul ortamına göre daha zor olmasıdır. Çünkü evde daha fazla ses, belki kardeş ya da bir evcil hayvan veya oyuncak gibi daha fazla dikkat dağıtıcı öğe bulunuyor. Kaldı ki bilgisayar ya da televizyon karşısında öğrenmek, canlı ortamda öğrenmeye göre daha zordur.</p>
<p><strong>DEHB’li çocukların tedavileri aksatılmamalı<br />
</strong>Virüs bulaşır korkusuyla sağlık sistemine başvurmayan çocuk ve ebeveynler var. Oysaki ruhsal sağlık da fiziksel sağlık kadar önemli ve DEHB bulunan ya da herhangi bir şikâyeti oluşan çocukların tedavisi aksamadan devam etmelidir. Eğer kullanılıyorsa tedavisine ara verilmemeli, hekimi ve terapisti ile takip görüşmeleri gerekirse online olarak devam etmelidir. Aile bireylerinin evde daha fazla vakit geçirmeye başlaması nedeniyle DEHB bulunan çocuklarda aile eğitiminin ve yönlendirmesinin de önemi artmış oldu. Ebeveynler çocuklarının arkadaş ve hobilerinden uzakta kalmalarının zorluğu ile empati kurmalı ve çocukları ile iletişimlerinin güçlü olmasına özen göstermelidir.</p>
<p><strong>Yapılacaklar listesi fayda sağlayacaktır<br />
</strong>Bu dönemde ailelerin ve çocukların DEHB belirtilerini hafifletmeye yönelik yapabileceklerinin olduğunu söyleyen Yüksel, “Çocukların gün içinde, özellikle verilen ödevlerde nasıl başlayacakları ve ne yapacakları konusunda kafaları karışmış olabiliyor. Bir yapılacak işler listesi düzenlemek oldukça faydalı olacaktır. Bunun kontrolünü mümkün olduğunca çocuğa vermek çocuğun da yapmak konusunda daha motive olmasını sağlayacaktır. Öğretmeni canlı derste değilken zorlandığı alanlarda nasıl yardım alacağını, öğretmene nasıl ulaşacağını bilmeli ve destek almaktan çekinmemelidir. Küçük çocuklarda çocuğun motivasyonunu arttıracak sticker, yazıp silebileceği bir tahta kullanımı derslerine yardımcı olacaktır. Online eğitimin olmadığı zamanlarda çocukları mümkün olduğu kadar ekranlardan uzak tutmak gerekir” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
