<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SAĞLIK &#8211; Parents Dergisi</title>
	<atom:link href="https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://parentsdergisi.com</link>
	<description>Sağlıklı çocuklar, mutlu aileler</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 May 2026 14:03:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Kalp hastalıkları yaygınlaşıyor</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/kalp-hastaliklari-yayginlasiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 May 2026 14:03:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19925</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ülkemizde son yıllarda çocuklarda kalp hastalıklarının görülme sıklığı hızla artıyor. Geçmişte sadece ileri yaş hastalığı olarak bilinen kalp hastalıkları, artık gençlerde de kapıyı çalıyor hatta çocuk yaşta kalp krizi vakalarıyla da karşılaşılabiliyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin genetik etkenlerin yanı sıra günlük yaşamda yapılan bazı hataların da kalbe ciddi zararlar verebildiğini belirterek “Çocuklarda kalp hastalıkları çoğu zaman sinsi ilerlemektedir. Özellikle çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, bayılma ve spor yaparken zorlanma gibi kalp hastalığının belirtileri olabilecek şikayetler varsa mutlaka Çocuk Kardiyolojisi uzmanına başvurulmalı, ‘büyüme döneminde olur’ gibi yanlış bir algıya kapılıp zaman kaybedilmemelidir” diyor. Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin, günümüzde çocuk kalbini tehdit eden 9 etkeni, hatalı davranışları ve erken tanı için ailelerin dikkat etmeleri gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</strong></p>
<p><strong>Hazır ve paketli gıdaların aşırı tüketimi</strong><br />
Hazır gıdalar; yüksek tuz, şeker ve trans yağ içerdiklerinden çocukların damar yapısını olumsuz etkiler, zamanla damar sertliğine zemin hazırlayarak kalp hastalıklarının erken yaşta başlamasına neden olabilir. Bu tarz paketli ürünler, aşırı tuz içeriğinden dolayı çocukluk çağında da tansiyon yüksekliğine yol açabilmektedir. Bu nedenle çocuğa ev yapımı, doğal ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırılmalı, paketli ürünler sınırlandırılmalıdır.</p>
<p><strong>Hareketsiz yaşam tarzı</strong><br />
Tablet, telefon ve bilgisayar başında uzun süre hareketsizlik kalbin yeterince çalışmamasına, dolaşım sisteminin zayıflamasına yol açar, obezite riskini artırır. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı nedeniyle kardiyovasküler sistem ayarı kendini hep istirahatte gibi algıladığı için, ani hareketlerde baş dönmesi, göz kararması ve bayılma da görülebilmektedir. Çocukların açık havada her gün 60 dakika aktif hareket etmesi ve düzenli spor yapmaları desteklenmelidir.</p>
<p><strong>Çocukluk çağı obezitesi</strong><br />
Fazla kilo, kalbin üzerine ekstra yük bindirir. Obez çocuklarda yüksek tansiyon, kolesterol ve insülin direnci gibi kalp hastalıklarını tetikleyen riskler daha erken ortaya çıkar. Çocukların sağlıklı ve dengeli beslenmesi, ekran süresinin azaltılması ve spora yönlendirilmeleriyle kilolarının olması gereken ideal seviyeye ulaşmaları sağlanmalıdır.</p>
<p><strong>Aşırı tuz tüketimi</strong><br />
Yapılan bilimsel çalışmalar; fazla tuz tüketiminin çocuklarda da yüksek tansiyona neden olabileceğini, bu durumun uzun vadede kalp ve damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor. Yemeklere ekstra tuz eklenmemesi, hazır atıştırmalıkların tuz oranına dikkat edilmesi ve başta cips olmak üzere aşırı tuzlu atıştırmalıklardan uzak durulması konusunda bilinçlendirilmeleri çok önemlidir.</p>
<p><strong>‘Büyüme döneminde olur’ algısı</strong><br />
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı veya bayılma gibi belirtiler çoğu zaman ‘büyüme dönemi’ denilerek göz ardı edilebiliyor. Oysa bu belirtiler kalp hastalıklarının erken sinyalleri olabileceğinden, bu tür şikayetler mutlaka ciddiye alınmalı ve vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.</p>
<p><strong>Şekerli ve gazlı içecekler</strong><br />
Şekerli, gazlı ve kolalı içecekler hem kilo artışına hem de metabolik dengesizliklere yol açarak kalp sağlığını dolaylı olarak bozar. Ayrıca insülin direnci ve diyabet riskini artırır. Kafeinli içeceklerin de çocuk beslenmesinde yeri yoktur. Çok fazla kahve tüketimi çocuklarda ritim bozukluklarını tetikleyebilmektedir. Su, ayran ve doğal içecekler tercih edilmeli; şekerli içecekler alışkanlık haline getirilmemelidir.</p>
<p><strong>Yetersiz uyku</strong><br />
Yeterli ve kaliteli uyku çocukların kalp sağlığı için de kritik öneme sahiptir. Yetersiz uyku; stres hormonlarını artırarak kalp ritmini ve tansiyonu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca çok geç uyuma alışkanlığı olan çocuklarda, vücudun biyolojik ritmi bozulabilmektedir. Bu nedenle mutlaka çocuğun yaşına uygun düzenli uyku saatleri oluşturulmalı ve uyku hijyenine dikkat edilmelidir.</p>
<p><strong>Duruş ve oturuş bozukluğu</strong><br />
Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Murat Şahin “Çocuklar uzun süre tablet, telefon ve bilgisayar başında oturma sırasında, eğilerek bel desteksiz oturdukları için omurgada eğrilikler ve göğüs kafesi şekil bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu duruş ve oturuş bozuklukları, çocuklarda göğüs ağrısını tetikleyebilmektedir” diyor.</p>
<p><strong>Ailede kalp hastalığı öyküsünü göz ardı etmek</strong><br />
Genetik faktörler çocuklarda kalp hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturur. Ailede erken yaşta kalp hastalığı varsa ya da ailede doğuştan gelen kalp hastalığı olan bireyler varsa çocuk da risk altında olabilir. Bu nedenle, aile öyküsü mutlaka doktora belirtilmeli ve çocuk düzenli kontrollerden geçirilmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Polenler yükseldi, çocuklarda şikayetler arttı, ancak…</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/polenler-yukseldi-cocuklarda-sikayetler-artti-ancak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2026 17:05:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19910</guid>

					<description><![CDATA[Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor. Bu dönemde artan polen ve çevresel etkenler, çocuklarda alerjik şikâyetlerin belirgin şekilde artmasına neden olabiliyor. Çocuklarda en sık burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler görülüyor. Bu tablo, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğanın canlandığı ve havaların ısındığı bahar ayları, bazı çocuklar için alerji mevsiminin başlangıcı anlamına geliyor. Bu dönemde artan polen ve çevresel etkenler, çocuklarda alerjik şikâyetlerin belirgin şekilde artmasına neden olabiliyor. Çocuklarda en sık burun akıntısı, burun kaşıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtiler görülüyor. Bu tablo, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen “mevsimsel alerjik rinit”ten kaynaklanabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bahar alerjisinin sadece polenlerden ibaret olmadığını belirterek, “Küf sporları, ev içi alerjenler, böcek sokmaları ve güneş maruziyeti de alerjik reaksiyonları tetikleyebilir. Bahar aylarında artan bitki ve böcek temasının yanı sıra güneşe maruz kalmak, bazı çocuklarda ciltte kaşıntılı döküntüler, kızarıklık ve kabarıklık şeklinde alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu nedenle, bahar aylarında çocuklarda oluşan şikayetlerin doğru değerlendirilmesi ve gerektiğinde bir uzmana başvurulması son derece önemlidir” diyor. Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bahar mevsiminde çocuklarda alerjiyi tetikleyen 8 etkeni anlattı ve ailelere önemli önerilerde bulundu.</strong></p>
<p><strong>POLENLER<br />
</strong>Ağaç, çim ve yabani ot polenleri bahar alerjilerinin en yaygın nedenini oluşturuyor. Ülkemizde polen alerjisi belirtilerinin genellikle ilkbaharda başladığını vurgulayan Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “İlkbaharda ağaç ve çim polenleri, yaz sonu ve sonbahar başında ise yabani ot polenleri öne çıkar. Sabah saatlerinde yabani ot polenleri yoğunluğu en yüksek seviyeye ulaşır. Buna karşılık, ağaç ve çim polenleri ise genellikle öğleden sonra ve akşam saatlerinde daha yoğun olur. Sıcak ve rüzgarlı günlerde polen miktarı hızla artar. Yağmur polenleri geçici olarak temizlese de yağmur sonrasında miktar yeniden yükselir” diyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, diğer mevsimlerde şikâyeti olmayan çocuklarda belirtilerin bu dönemlerde ortaya çıkmasının polen alerjisinden kaynaklanabileceğine işaret ediyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Hava durumu uygulamalarından polen uyarılarını takip edin.<br />
• Polenin yoğun olduğu sabah erken saatlerde ve rüzgarlı havalarda dışarı çıkarmayın; mecbursanız kısa süre kalın.<br />
• Dışarıdan eve döndüğünüzde kıyafetlerini değiştirin ve duş aldırın.<br />
• Dışarı çıkarken gözlük ve maske kullanın.<br />
• Evde camları kapalı tutun; mümkünse polen filtreli klima, hava temizleyici veya HEPA filtreli süpürge kullanın.<br />
• Çim biçildikten sonraki 1–2 saat polen yoğunluğu en yüksek olduğundan evde kalın ve pencereleri kapalı tutun.</p>
<p><strong>KÜF SPORLARI<br />
</strong>Bahar aylarında sıcaklıkların artması, yağışların çoğalması, kıştan kalan ve çürüyen bitki atıkları nedeniyle küf sporları belirgin şekilde artıyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, bu mikroskobik sporların bazı dönemlerde polenlerden bile daha yüksek seviyelere ulaşabildiği ve alerji, astım ile solunum yolu şikâyetlerini tetikleyebildiği uyarısında bulunarak, “Küf sporları özellikle nemli toprakta, ıslak yaprak yığınlarında ve ev içindeki nemli ortamlarda kolayca çoğalabilir” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Evinizi iyi havalandırın, odalardaki nemi yüze 50’nin altında tutun ve su sızıntılarını giderin.<br />
• Ev içinde HEPA filtreli hava temizleyiciler kullanın.<br />
• Dışarıda nemli ortamlarda uzun süre kalmamasına dikkat edin; gerekiyorsa maskeden faydalanın.<br />
• Bahçe işlerinde çürümüş yapraklarla temas ederken dikkatli olun.</p>
<p><strong>EVCİL HAYVAN TÜYLERİ</strong><br />
Havanın ısınmasıyla birlikte birçok evcil hayvan kışlık tüylerini döküyor; bu da ev ortamındaki alerjen miktarını artırıyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Evcil hayvanları düzenli tarayın ve tüylerini toplayın.<br />
• Evde tüy birikmesini azaltmak için sık sık süpürün; HEPA filtreli süpürge tercih edin.<br />
• Evcil hayvanları yatak odası gibi sık kullanılan alanlardan uzak tutun.<br />
• Ellerini sık yıkayın ve evcil hayvanlarla temastan sonra yüzüne dokunmamasına özen gösterin.</p>
<p><strong>TOZ AKARLARI</strong><br />
Toz akarları yıl boyunca evde bulunuyor, ancak bahar temizliği sırasında havaya karışan toz alerji belirtilerini artırabiliyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Bahar temizliği sırasında tozlu alanlardan uzak tutun veya evde bulunmamasına dikkat edin.<br />
• Yatak çarşafları, yastık kılıfları ve nevresimleri haftalık olarak 60°C’de yıkayın ve sıcak kurutucuda kurutun.<br />
• Yatak ve yorganları alerjenlere dayanıklı kılıflarla kaplayın.<br />
• Halı, perde ve koltukları sık süpürün; HEPA filtreli süpürge kullanın.<br />
• Ev içindeki nemi düşük tutmak için nem giderici veya klimalardan destek alın.<br />
• Odasında fazla toz tutan eşya bulundurmayın.</p>
<p><strong>TEMİZLİK ÜRÜNLERİ</strong><br />
Bahar temizliği sırasında kullanılan bazı kimyasal temizlik ürünleri de alerjiyi tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, temizlik ürünlerinin çocuklarda gözlerde kaşıntı, burun akıntısı ve solunum yollarında tahrişe neden olabileceği uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Mümkünse doğal, kimyasal içermeyen temizlik ürünleri kullanın.<br />
• Temizlik yaparken çocuğunuzun o odada bulunmamasına dikkat edin.<br />
• Temizlik sırasında evin iyi havalandırılmasını sağlayın.</p>
<p><strong>BÖCEK ISIRIKLARI VE SOKMALARI</strong><br />
Bahar ve yaz aylarında artan arı, sivrisinek ve diğer böcek sokmaları bazı çocuklarda alerjik reaksiyonlar oluşturabiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, böcek ısırığı sonrasında alerjik belirtiler ortaya çıkarsa hemen sağlık kuruluşuna başvurmanızın büyük önem taşıdığına vurgu yapıyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Böcek yoğunluğu olan alanlarda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br />
• Açık havada uzun kollu giysiler ve kapalı ayakkabılar tercih edin.<br />
• Arı veya böcek yuvalarına yakın durmamasına dikkat edin.<br />
• Arı sokmasına bağlı ciddi alerji (anafilaksi) riski varsa, doktor önerisiyle acil kullanım için yanınızda mutlaka adrenalin oto-enjektörü bulundurun.</p>
<p><strong>GÜNEŞ IŞINLARI</strong><br />
Genellikle ilkbahar veya yaz başında açık havada zaman geçirdikten sonra güneşe maruz kalan bölgelerde ciltte kızarıklık, kaşıntı ve farklı görünümlerde lezyonlar oluşabiliyor. Bu durum çocuklarda rahatsızlık oluşturabiliyor ve yaşam kalitesini düşürebiliyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Güneşli saatlerde dışarıda uzun süre kalmamasına özen gösterin.<br />
• Güneşe maruz kalacak olan cilt bölgelerini koruyucu giysilerle örtün; şapka kullanın.<br />
• Güneş kremiyle cildini zararlı UV ışınlarından koruyun; SPF 30 veya üzeri tercih edin.</p>
<p><strong>BİTKİLER</strong><br />
Bazı çocuklarda bitkilere temas sonrasında ciltte kaşıntılı, kabarık ve kızarıklık şeklinde döküntüler, bazen içi su dolu kabarcıklarla seyreden temas egzaması (kontakt dermatit) gelişebiliyor. Prof. Dr. Gülfer Mehtap Yazıcıoğlu, “Temas sonrası ciltte döküntü oluşursa, gerekirse hekim kontrolünde uygun kremler veya ilaçlar kullanmanız gerekir” diyor.</p>
<p><strong>Nasıl önlem almalı?</strong><br />
• Çimenlere temas edecekse; parka, okul bahçesine veya ormanlık alana gitmeden önce uzun kollu giysiler giydirin.<br />
• Bahçede veya doğada oynadıktan sonra ellerini ve cildin açıkta kalan bölgelerini yıkayın.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erken eğitim şart!</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/erken-egitim-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Mar 2026 16:22:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19898</guid>

					<description><![CDATA[Uzmanlar, Down sendromlu bireylerin gelişiminde erken eğitimin büyük önem taşıdığını söylüyor. Her birey kendine özgü olduğu için görülen sorunların da farklılık gösterebildiğine işaret eden Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, “Her Down sendromlu bireyin gelişim süreci farklıdır. Bu nedenle destek programları bireyin ihtiyacına göre planlanır.” dedi. Her yaş döneminde farklı becerilerin desteklendiğini aktaran Kaya, ergoterapinin grup ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, Down sendromlu bireylerin gelişiminde erken eğitimin büyük önem taşıdığını söylüyor. Her birey kendine özgü olduğu için görülen sorunların da farklılık gösterebildiğine işaret eden Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, “Her Down sendromlu bireyin gelişim süreci farklıdır. Bu nedenle destek programları bireyin ihtiyacına göre planlanır.” dedi. Her yaş döneminde farklı becerilerin desteklendiğini aktaran Kaya, ergoterapinin grup ve oyun terapileri sayesinde sosyal etkileşim, iletişim ve özgüveni geliştirdiğini vurguladı. Kaya ayrıca, ailelerin ve uzmanların iş birliğinin, öğrenilen becerilerin günlük hayata taşınmasını ve bağımsızlığın artmasını sağladığına dikkat çekti. Üsküdar Üniversitesi ÇEGOMER (Çocuk ve Ergen Gelişimi ve Otizm Uygulama ve Araştırma Merkezi) Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü kapsamında, erken yaşta başlanan eğitim ve uzman-aile desteğinin Down sendromlu bireylerin günlük yaşam, sosyal ve motor becerilerinin gelişmesine etkisinden bahsetti.</strong></p>
<p><strong>Destek programları, her Down sendromlu bireyin ihtiyacına göre planlanmalı!<br />
</strong>Down sendromunun, bireylerin sosyal, fiziksel ve bilişsel gelişimini etkileyen genetik bir farklılık olduğunu hatırlatan Ergoterapist Emrullah Harun Kaya, “Bu nedenle birey yaşamı boyunca bazı alanlarda desteğe ihtiyaç duyabiliyor.” dedi.</p>
<p>Her birey kendine özgü olduğu için görülen sorunların da farklılık gösterebildiğine işaret eden Kaya, şöyle devam etti: “Her Down sendromlu bireyin gelişim süreci farklıdır. Bu nedenle destek programları bireyin ihtiyacına göre planlanır. En sık karşılaşılan zorluklardan biri öz bakım becerileridir. Giyinme, düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, yemek yeme ve kişisel temizlik gibi işlerde bazen daha yavaş öğrenebilirler. Bunun nedeni genellikle kas tonusu düşük olması ve motor becerilerin daha yavaş gelişmesidir. Ayrıca bireyler günlük hayatta yapmaları gereken işleri planlarken ve sırayla yapma konusunda da zorlanabilir. Bir işi adım adım tamamlamak veya günlük rutinlere uyum sağlamak bazen güç olabilir. Karşı tarafın söylediklerini anlamakta iyi olsalar bile kendilerini sözlü olarak ifade etmekte zorlanabilirler. Down sendromlu bireylerde yüksek seslere, kalabalık ortamlara ya da bazı dokulara karşı daha hassas olabilirler. Bazı Down sendromlu bireyler hareket etmeye, dokunmaya veya dokunsal uyaranlara daha fazla ihtiyaç duyar. Her birey farklı olduğu için bu özellikler her Down sendromlu bireylerde aynı şekilde görülmeyebilir.”</p>
<p><strong>Aile ve uzman desteği, Down sendromlu bireylerin gelişimi için çok önemli!</strong><br />
Down sendromlu bireylerin günlük yaşam becerilerinde bağımsızlıklarını sağlayabilmeleri için erken yaşlarda eğitime başlanması gerektiğine dikkat çeken Emrullah Harun Kaya, “Bu eğitimlerde ailenin desteği çok önemli olmakla birlikte, alanında uzman kişilerden alınan destek de Down sendromlu bireyin gelişimi açısından büyük katkı sağlar.” dedi.</p>
<p>Özel eğitim, ergoterapi, spor/hareket eğitimi ve dil konuşma terapistlerinden alınan eğitimlerin önemli katkılar sağlayacağını kaydeden Kaya, “Bu desteklerle birlikte iletişim ve etkileşim becerileri, oyun becerileri, öğrenmeye hazırlık becerileri, ebeveyn ilişkisi, beslenme, uyku, tuvalet gibi günlük yaşam becerileri, kaba motor becerileri, ince motor becerileri ve duyusal kazanımın sağlanması amaçlanır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Ergoterapi, bireyin günlük yaşam ve sosyal becerilerini geliştirir!</strong><br />
0-3 yaş erken çocukluk dönemi eğitimlerinde temel motor becerileri üzerinde durulduğunu ifade eden Emrullah Harun Kaya, “Ayrıca günlük rutinlere katılım teşvik edilir. Oyuncaklarla etkileşim, kendi başına basit hareketler yapma gibi aktiviteler desteklenir.” dedi.</p>
<p>Diğer yaş dönemlerindeki eğitim süreçleri hakkında bilgi veren Kaya, şunları söyledi: “3-6 yaş okul öncesi dönemde olan bireylerde ise öz bakım becerileri üzerine durulması gerekir. Giyinme becerisi, tuvalet alışkanlığı, el yıkama ve basit ev içi görevler ile desteklenmeliler. Desteklenen alanlarda küçük adımlar ve görsel yönergelerle, tekrar ve oyun temelli aktivitelerle öğrenmesi kolaylaştırılabilir.</p>
<p>6-12 yaş okul çağında olan bireyin, günlük yaşamda daha aktif rol alması hedeflenmeli. Çantasını hazırlama, odasını düzenleme, zaman yönetimini daha iyi kavraması gibi beceriler üzerine çalışılmalı. Bu çalışmalar dışında sosyal becerilerin ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi de bu dönemde önem taşır.</p>
<p>12 yaş sonrası ergenlik ve genç yetişkin döneminde bağımsız olarak yaşamayı daha kapsamlı hale getirmekte fayda vardır. Para kullanma, alışveriş yapma, toplu taşıma kullanma ve günlük sorumluluklarını yerine getirme becerileri desteklenebilir. Ayrıca mesleki beceriler ve toplumsal yaşama katılımın artırılması da hedeflenmeli. Ergoterapi bireyin günlük yaşam aktivelerine katılımını artırmayı hedefleyerek öz bakım becerileri, oyun, okul ve sosyal yaşam becerilerinin geliştirilmesine destek olur.”</p>
<p><strong>Doğru destekle Down sendromlu bireyler bağımsızlaşır!<br />
</strong>Grup terapileri ve oyun terapilerinin, Down sendromlu çocukların akranlarıyla etkileşim kurmasını sağlayarak sosyal becerileri çok önemli derecede geliştirdiğine vurgu yapan Emrullah Harun Kaya, “Bu süreç içerisinde paylaşma, sıra bekleme ve iletişim kurma gibi becerileri desteklenir. Ayrıca özgüvenlerinin artmasına ve sosyal ortamlara daha kolay uyum sağlamalarına yardımcı olur.” dedi.</p>
<p>Ailelerin, terapilerde öğrenilen becerilerin günlük yaşamda uygulanmasını sağlayarak süreci önemli ölçüde destekleyebileceklerini ifade eden Kaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Giyinme, yemek yeme, tuvalet alışkanlığı veya basit ev işleri gibi becerilerin evde tekrar edilmesi Down sendromlu bireyin pratiğini artırabilir. Bu sayede öğrenilen bilgiler günlük hayata taşınır ve bağımsızlık gelişir. Ailelerin bu süreçte sabırlı olması gerekir. Ayrıca olumlu davranışları teşvik etmeleri çok önemli. Ailelerin uzmanlar ile iş birliği yaparak evde uygulanabilecek etkinlikleri sürdürmesi, çocuğun öğrenme ve sosyal becerilerini günlük hayata daha rahat taşımalarını sağlar. Öğrenilen beceriler yalnızca terapi seanslarında kalmamış olmakla birlikte erken ve doğru destekle Down sendromlu bireylerin günlük yaşam becerileri, sosyal uyumları ve bağımsızlık düzeyleri önemli ölçüde gelişebilir.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ateşini hızla düşürmeye çalışmayın!</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/atesini-hizla-dusurmeye-calismayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2026 19:51:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19892</guid>

					<description><![CDATA[Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yüksek ateş, özellikle kreş başlangıcıyla birlikte çocuklarda sık görülen sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle okulun ilk yıllarında, 2-3 haftada bir geçirilen viral enfeksiyonlar ateşle birlikte seyrettiğinde, ebeveynler için kaygılı bir sürece dönüşüyor. Normal vücut ısısı 36-37,8 derece arasında seyrederken, 38 derece üzerindeki değerler “ateş” olarak kabul ediliyor. Yüksek ateşte aileleri en çok endişelendiren durum ise ateş ölçerde gördükleri değerin 39-39,5 dereceye yükselmesi oluyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ancak yüksek ateşin çocukların sağlığını belirleyen başlıca kriter olmadığına dikkat çekerek, “Ateşin yüksekliği değil, çocuğun genel hali önemlidir. Ateşi yükselen çocuk keyifsiz olabilir; ancak ateşi düştüğünde keyfi yerine geliyor mu?, Sıvı alabiliyor mu?, Çevresiyle iletişimi devam ediyor mu? Ateşin yanı sıra kusma, ishal, solunum zorluğu ve kulak ağrısı gibi ek sorunlar var mı? Bizler için belirleyici olan aslında bunlardır” diyor.</strong></p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, ateşin vücudun bağışıklık sistemini harekete geçiren mekanizmalardan biri olduğunu hatırlatarak, “Dolayısıyla, çocuklarda tamamen ateşsiz bir süreci hedeflemek yerine; ateşli dönemde konforu sağlayacak uygulamaları doğru şekilde yapmayı amaçlamalıyız. Çocukların ateşli enfeksiyon geçirmesini önleyemeyiz; ancak ateşi nasıl yöneteceğimizi öğrenebiliriz” diye konuşuyor. Çocukta genel halini bozan bir bulgu olmadığı sürece ateşin korkulması gereken bir durum olmadığını ve ateş düşürücüyle takip edilebildiğini belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, “Bunun tersine, özellikle üç günden uzun süren ateşli enfeksiyonlarda ve üç ayın altındaki bebeklerde, diğer kriterlere bakılmaksızın hastaneye başvurulması önem taşıyor” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Havale riskini doğrudan belirlemiyor!</strong><br />
Ebeveynlerin yüksek ateş karşısında kaygı duymalarının en önemli nedeni ise ateşli nöbetler, toplumda bilinen adıyla “havale” oluyor. Dr. İrem Bulut, 6 ay ile 5 yaş arasındaki her çocukta ateşli nöbet riski bulunduğunu vurgulayarak, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak çocukluk çağındaki ateşli nöbetler çoğunlukla kısa sürer ve kalıcı hasar bırakmaz. Üstelik, ateş düşürücü vermek dahil hiçbir uygulama nöbet riskini tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü, ateşli nöbet genellikle ateşin henüz yükselme evresinde, çoğu zaman fark edilmeden ortaya çıkar. Ateşin ne kadar yüksek olduğu da nöbet riskini doğrudan belirlemez. Önemli olan nöbeti engellemeye çalışmak değil, nöbet anında ne yapılacağını bilmek ve sakin kalmaktır.”</p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, çocuklarda gelişen yüksek ateşte ebeveynlerin en sık yaptıkları 7 hatayı anlattı; önemli önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Hata: Uygun olmayan yöntemlerle ölçüm yapmak</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yaş grubuna göre tercih edilen ateş ölçerler değişiklik gösterebiliyor. Dr. İrem Bulut, en güvenilir yöntemin dijital dereceyle koltuk altından ölçüm yapmak olduğunu söyleyerek, “Ancak, bu yöntemde ölçüm uzun sürdüğü için bebeklik çağında öncelikle alından veya kulaktan ölçüm yapan cihazlarla bakılabilir. Ateş yüksek çıkarsa koltuk altından kontrol edilmelidir. Uzaktan alın bölgesinden ölçüm yapan cihazları vücudun farklı yerlerinde kullanmak ise doğru değildir. Çünkü bu cihazlar karın, boyun, ense ve koltuk altı gibi bölgelerde kullanıldığında ateşi gerçek değerinden daha yüksek yansıtır” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateş yükselmesin diye ateş düşürücü vermek</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Aslında vücut hastalıkta kendi ısısını yükselterek virüs ve bakterileri öldürmeye çalışıyor. Dr. İrem Bulut, ateşin vücudun savunma sisteminin en önemli unsurlarından biri olduğuna işaret ederek, “Bu nedenle, ateşi engellemeye çalışmak çocuklara bir fayda sağlamadığı gibi hem takip sürecini zorlaştırır hem de ilaca bağlı toksik etkilere yol açabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Hata: Ateşini hızla düşürmeye çalışmak</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Vücut kendi ısısını yükseltme çabasındayken soğuk duş aldırarak çocuğun ateşini hızlı bir şekilde düşürmeye çalışmak ısının daha dirençli yükselmesine neden olabiliyor. Ancak, ateş düşürücü verdikten sonra etki etmesini beklerken ılık duş veya ılık uygulama yapılabilir.</p>
<p><strong>Hata: Etki süresini beklemeden tekrar ilaç vermek</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Ağızdan verilen ateş düşürücü ilacın mideden emilimi ve kana geçişi de dahil olmak üzere, etkisinin başlaması için 45 dakika &#8211; 1 saat arası beklenmesi gerekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İrem Bulut, “Tabloyu daha erken değerlendirip, ilacın etki etmediğini düşünmemeliyiz” diyor.</p>
<p><strong>Hata: Gereksiz sıklıkta ateş düşürücü kullanmak</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşte en sık yapılan hatalardan biri, gereksiz sıklıkta ateş düşürücü vermek oluyor. Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücü kullanımında amacımız ateş değerini normal aralığa getirmek değil; ateşli çocuğun konforunu arttırmak, huzursuzluğunu azaltmak ve ağızdan sıvı alımını sağlayabilecek iyilik halini sağlamaktır” diyor. Dr. İrem Bulut, gereksiz sıklıkta başvurulan ilaçların çocukları ajite ettiğini, sürece uyumu zorlaştırdığını ve karaciğer ile böbreklerde yan etki riskini artırdığını vurguluyor.</p>
<p><strong>Hata: Vücut ısısını 36 dereceye düşürmeye çalışmak</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Dr. İrem Bulut, “Ateş düşürücülerden beklentimiz, ateşin en yüksek değere göre 0,5-1 derece düşmesi ve çocuğun huzursuzluğunun azalmasıdır. Mutlaka 36 derece olması için tekrar ilaç vermek doz aşımına ve yan etkilere neden olabilir” uyarısında bulunuyor.</p>
<p><strong>Hata: Dönüşümlü ateş düşürücü kullanmak</strong><br />
<strong>Doğrusu:</strong> Çocuklarda yüksek ateşin tedavisinde parasetamol ve ibuprofen olmak üzere iki temel etken madde kullanılıyor. Bu iki ilacın dönüşümlü kullanılmasını önermediklerini vurgulayan Dr. İrem Bulut, “Dönüşümlü kullanım ilaçlara bağlı yan etkileri arttırır ve ateş kontrolünde ek bir fayda sağlamaz” bilgisini veriyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların burundan nefes alıp vermesini zorlaştırabilir</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/cocuklarin-burundan-nefes-alip-vermesini-zorlastirabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 17:21:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19888</guid>

					<description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimi Nurgül Demir, çocuklarda ağızdan nefes alma alışkanlığının yalnızca geçici bir durum olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bazı vakalarda bu durumun çene gelişimiyle doğrudan ilişkili olabileceğini ifade etti. Demir, burundaki kemik eğrilikleri, geniz eti veya bademcik büyümeleri ile alerjilerin çocukların burundan nefes alıp vermesini zorlaştırabildiğini söyledi. Bu etkenlere ek olarak üst çenenin normale göre [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk Diş Hekimi Nurgül Demir, çocuklarda ağızdan nefes alma alışkanlığının yalnızca geçici bir durum olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bazı vakalarda bu durumun çene gelişimiyle doğrudan ilişkili olabileceğini ifade etti. Demir, burundaki kemik eğrilikleri, geniz eti veya bademcik büyümeleri ile alerjilerin çocukların burundan nefes alıp vermesini zorlaştırabildiğini söyledi. Bu etkenlere ek olarak üst çenenin normale göre daha geride konumlanmasının ya da dar yapıda olmasının da çocukların ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı kazanmasına yol açabileceğini vurguladı.</strong></p>
<p>Çocukların ağızdan nefes alıp vermeye devam etmesi durumunda dilin aşağıya doğru konumlandığını ve istirahat pozisyonunda üst çeneyi destekleyemediğini belirten Demir, bu durumun üst çene darlığı gelişmesine veya mevcut darlığın artmasına neden olabileceğini ifade etti. Zamanında müdahale edilmeyen vakalarda dişlerde kapanış bozukluklarının ortaya çıkabileceğini dile getiren Demir, alt çenenin büyüme yönünün aşağıya ve geriye doğru değişebileceğini, bunun da çocuklarda normale göre daha uzun bir yüz görünümüne yol açabileceğini belirtti.</p>
<p><strong>Kötü ağız alışkanlıkları çene yapısını etkileyebilir</strong><br />
Kalıtsal faktörlerin yanı sıra bazı alışkanlıkların da çene gelişimi üzerinde etkili olabildiğini vurgulayan Demir, emzik kullanımının doğru zamanda bırakılmaması, parmak emme, tırnak yeme ve kalem ısırma gibi alışkanlıkların çene kemiklerine sürekli kuvvet iletilmesine neden olabildiğini ifade etti. Demir, bu durumun üst çenede deformasyon gelişmesine yol açabileceğini belirterek, zamanla çene kemiklerinin boyutlarında ve yapısında bozulmalar görülebileceğini söyledi. Bu nedenle söz konusu alışkanlıkların, varsa ağızdan nefes alıp verme alışkanlığı ile ilişkili diğer etkenlerin tedavisiyle birlikte mutlaka bırakılması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><strong>Çocuğun gülümsemesi önemli ipuçları verebilir</strong><br />
Ebeveynlerin çoğu zaman “Çocuğum sürekli ağzı açık televizyon izliyor”, “Çocuğum geceleri uyurken ağzından nefes alıp veriyor” veya “Çocuğumda geçmeyen bir ağız kokusu var” gibi şikâyetlerle doktora başvurduğunu belirten Demir, bu belirtilerin üst çene darlığına işaret edebileceğini söyledi. Üst çene darlığının; yüzde asimetri, konuşma bozuklukları, bazı seslerin çıkarılması sırasında farklılıklar, normal olmayan yutkunma alışkanlıkları ve çocuğun sürekli ağızdan nefes alıp vermesi gibi belirtilerle fark edilebileceğini ifade etti.</p>
<p>Demir, bu noktada ebeveynlerin çoğunlukla ilk olarak kulak burun boğaz uzmanına başvurduğunu, ilgili hekim tarafından gerekli görüldüğünde çocukların diş hekimine yönlendirildiğini belirtti. Ayrıca çocuğun gülümsemesi sırasında yanaklar ve dişler arasında görülen “karanlık boşlukların” da üst çene darlığının işareti olabileceğini ifade etti.</p>
<p>Demir, ağız solunumu yapan çocuklarda uyku sırasında horlama, apne görülmesi ve ağız açık uyuma sıklığının normal solunum yapan çocuklara göre daha fazla olduğunu belirterek, daimi dişler çıkmaya başlamadan yapılacak etkene yönelik tedavilerin ilerleyen yaşlarda gerekebilecek çok daha yüksek maliyetli tedavilerin önüne geçebileceğini vurguladı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emzik kullanımında doğru ürün seçimi</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/emzik-kullaniminda-dogru-urun-secimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 17:18:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19885</guid>

					<description><![CDATA[Çocuk Diş Hekimi Dr. Nurgül Demir, emzik kullanımında doğru ürün seçiminin ve doğru zamanlamanın önemine dikkat çekti. Piyasada farklı materyallerden üretilen, birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları ile öne çıkarılan pek çok emzik çeşidi bulunduğunu ifade eden Demir, bebeklik döneminin zorlayıcı süreçlerinde emziklerin anneler için çoğu zaman kurtarıcı olabildiğini belirtti. Emme alışkanlığının bebeklerin anne karnında öğrenerek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuk Diş Hekimi Dr. Nurgül Demir, emzik kullanımında doğru ürün seçiminin ve doğru zamanlamanın önemine dikkat çekti. Piyasada farklı materyallerden üretilen, birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları ile öne çıkarılan pek çok emzik çeşidi bulunduğunu ifade eden Demir, bebeklik döneminin zorlayıcı süreçlerinde emziklerin anneler için çoğu zaman kurtarıcı olabildiğini belirtti.</strong></p>
<p>Emme alışkanlığının bebeklerin anne karnında öğrenerek doğuştan sahip oldukları bir refleks olduğunu söyleyen Demir, bu refleksin yalnızca beslenme ihtiyacını karşılamadığını; aynı zamanda anne ile bağları güçlendirerek bebeğin kendini güvende hissetmesini sağladığına değindi. Bebeklerin fizyolojik tatmin duygusuyla beslenme zamanları dışında da parmak veya dillerini emmeye devam edebildiğini belirten Demir, bu alışkanlıkların önüne geçebilmek ve sakinleştirici etkisinden faydalanmak amacıyla emziklerin tercih edilebildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>BPA İçermeyen Ürünler Tercih Edilmeli</strong><br />
Emzik seçimi yapılırken Bisfenol-A (BPA) içermeyen ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini belirten Demir, özellikle üreme sağlığına olan zararlı etkileri nedeniyle bebek ürünlerinde BPA kullanımının pek çok ülkede yasaklandığını hatırlattı.</p>
<p><strong>“Bakteri Tutulumu Daha Yüksek”</strong><br />
Lateks içeren emziklerin hem lateks alerjisi riski taşıması hem de bakteri tutulumunun diğer materyallerden yapılan emziklere daha yüksek olması nedeniyle tercih edilmemesi gerektiğini ifade eden Demir; lateks alerjisinin bebeklerde şişlikler, deri döküntüleri ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyledi. Demir, alerjik reaksiyonların bazı vakalarda solunum yetmezliği ile seyredebilen tehlikeli tablolara yol açabileceğini, nadir de olsa klinik olarak rapor edilmiş vakaların bu riskin göz önünde bulundurulması gerektiğini gösterdiğini belirtti.<br />
Özellikle ailesinde lateks alerjisi olduğu bilinen bebeklerde lateks içermeyen ürünlerin tercih edilmesinin, olası istenmeyen durumların engellenebilmesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>
<p><strong>Emzik Kullanımında Zamanlama Önemli</strong><br />
Bebeklerde emzik seçimi kadar, kullanım zamanının da önemli olduğuna dikkat çeken Demir, yeni doğanlarda bebek anne memesini emmeye alışana kadar emzik kullanımına başlanmaması gerektiğini ifade etti. Bu sürecin, memeyi reddetme riskinin önüne geçilebilmesi açısından kritik olduğunu belirtti.<br />
Demir ayrıca, süt köpek dişlerinin çıkmaya başladığı ve bebeklerin ortalama 18 aylık olduğu dönemde emzik kullanımına son verilmesi gerektiğini söyledi. Uzun süreli emzik kullanımının çene gelişiminde ve diş diziliminde ciddi bozukluklara yol açabileceğini ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her 10 bebekten 4’ü gaz sancısı çekiyor!</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/her-10-bebekten-4u-gaz-sancisi-cekiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Feb 2026 18:49:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19878</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre, her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada, gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda ve özellikle bebeklerde gaz sorunu, ailelerin en sık başvurdukları sağlık şikâyetleri arasında yer alıyor. Uzmanlara göre, her 10 bebekten 4’ü, yaşamının ilk aylarında, özellikle ilk 6 haftada, gaz sancısı nedeniyle huzursuzluk yaşıyor. Gaz sancısı bebeklerin çoğunda 3–4. aydan sonra belirgin şekilde azalıyor ve genellikle 4–6 ay arasında kendiliğinden kayboluyor. Çoğu zaman masum nedenlere dayanan bu durum, ebeveynler için uykusuz gecelere ve endişeye yol açabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, bu süreçte bazı kurallara dikkat ederek gaz sancısının önlenebileceğini veya hafifletilebileceğini belirterek, “Ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken en önemli şey ise hekim tavsiyesi olmadan, bebeğe gaz sorununa karşı bitkisel içerikli takviyeler veya ilaçlar vermemek olmalı. Bunlar bebeğin sindirim sistemine zarar verebilir ve altta yatan bir hastalık varsa, tanısını geciktirebilir. Bitki çayları, şekerli su ve zeytinyağı da sindirim sisteminde sorun oluşturabilecekleri için verilmemelidir. Bunların yanı sıra emziren annelerin rezene çayı içmelerini de artık önermiyoruz. Çünkü, fazla tüketildiğinde, içerisinde bulunan fitoöstrojenler anne ve bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebilir” diyor.</p>
<p><strong>En yaygın neden: Sindirim sisteminin henüz tam gelişmemiş olması!</strong><br />
Bebeklik döneminde, özellikle 0-6 ay arasında, sindirim sisteminin henüz tam olarak olgunlaşmamış olması, gaz sancısının en yaygın nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, bebeğin hızlı emmesi ve emme sırasında hava yutması, yanlış emzirme teknikleri ve bağırsak hareketlerinin düzensizliği de gaz oluşumuna yol açabiliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz çıkarma mekanizmasının yeterince gelişmemiş ve karın kaslarının henüz zayıf olmasının da bebeğin gazı rahatlıkla atamamasına neden olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bunların yanı sıra genetik yatkınlık ve bağırsak florasının yapısı gibi bireysel faktörler de süreci etkileyebilir. Bazı durumlarda ise besin alerjisi veya laktoz intoleransı şeklinde altta tıbbi bir problem yatabilir.”</p>
<p><strong>Bu belirtiler gaz sancısına işaret edebilir!</strong><br />
Gaz sancısı genellikle beslenme sonrasında veya akşam saatlerinde daha belirgin hale geliyor. Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısı olan bebeklerde en sık görülen belirtileri şöyle sıralıyor:</p>
<p>Mırıldanmak ve devamlı ıkınma sesleri çıkarmak<br />
Uykusunda sesler çıkarmak<br />
Kıvranmak ve ‘S’ şeklinde kasılma hareketleri yapmak<br />
Karında şişkinlik ve sertlik<br />
Bacakları karnına çekmek<br />
Huzursuzluk, ağlama nöbetleri<br />
Gaz çıkardıktan sonra belirgin şekilde rahatlamak<br />
Emme sırasında sık sık memeyi bırakmak<br />
Uykudan sık sık uyanmak</p>
<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, gaz sancısını hafifletmek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle anlatıyor:</p>
<p><strong>Her beslenme sonrasında gazını mutlaka çıkarın:</strong> Meme değişiminde de gazını çıkarmayı alışkanlık edinin. Omuza yaslama veya oturur pozisyonda hafif sırt sıvazlama, gazın daha kolay çıkmasına yardımcı olacaktır. Bacaklarını bisiklet çevirir gibi nazikçe hareket ettirmek de gazın bağırsaklarda ilerlemesine katkı sağlayacaktır.</p>
<p><strong>Kısa süreli emzirmelerden kaçının:</strong> İlk süt laktozdan, son süt ise yağdan zengin oluyor. Bebeğinizin hem doyması hem de devamlı gaz yapan ilk süte maruz kalmaması için ilk 3 ayda en az 10-15 dakika emzirmeye özen gösterin.</p>
<p><strong>Acele etmeyin:</strong> Acele etmeden, sakin ve hafif dik pozisyonda beslemeyi alışkanlık edinin. Beslenme sonrasında hemen düz yatırmayın. En az 30-45 derece açıyla yatırmaya dikkat edin.</p>
<p><strong>Nazikçe karın masajı yapın:</strong> Tercihen ılıtılmış özel bebek masaj yağlarıyla, günde 1-2 kez ve özellikle akşam saatlerinde, saat yönünde nazikçe karın masajı yapın. Kusma riskine karşı masajı tok karnına yapmaktan kaçının.</p>
<p><strong>Beslenmenize dikkat edin:</strong> Kendinizi gözlemleyin; sizde hazımsızlık ve şişkinlik yapan besinlerden uzak durun.</p>
<p><strong>Hava yutmasını önleyin:</strong> Beslenme sırasında hava yutmasını önlemek için memeyi veya biberonun emziğini tam kavradığından emin olun. Antikolik biberon tercih edin.</p>
<p><strong>Dümdüz pozisyonda beslemeyin:</strong> Beslenirken dümdüz pozisyonda olmasın. Kendi kendine beslenmesin. Biberonun emzik kısmına hava girmesine izin vermeden dik bir şekilde beslemeniz hava yutmasını engellemek için önemli.</p>
<p><strong>Mamasını sürekli değiştirmeyin:</strong> Sürekli mama değişimi sindirim sistemini daha hassas hale getirebiliyor.</p>
<p>Mamayı hazırlarken, dikkat! Mama ile besleniyorsa, hazırlama şekline dikkat edin. Mama ölçüsünü doğru ayarlayın ve köpük oluşumunu azaltmak için biberonu fazla çalkalamayın.</p>
<p>Ilık banyo rahatlatır: Özellikle akşam saatlerinde ılık banyo da kaslarının gevşemesine yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Çoğunlukla masum olsa da dikkat!</strong><br />
Gaz sancısı genellikle önemsiz nedenlerden kaynaklansa da bazı belirtilere karşı dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü, nadiren de olsa gaz sancısının altında yatan etken enfeksiyon, bağırsak tıkanıklığı, alerji veya laktoz intoleransı gibi sindirim sistemi sorunları olabiliyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ece Birincioğlu Çetin, mutlaka hekime başvurulması gereken belirtileri, “Özellikle şiddetli ve sakinleştirilemeyen ağlama, kusma (özellikle yeşil renkli ya da fışkırır tarzda olması), ateş, kilo alamama veya kilo kaybı, dışkıda kan görülmesi, uzun süre gaz ve gaita çıkışının olmaması, karında belirgin hassasiyet veya sertlik ile genel durum bozukluğu” olarak sıralıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/yasam-boyu-agiz-ve-dis-sagligini-etkiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Feb 2026 17:49:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19870</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşam boyu ağız ve diş sağlığına bakışını doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısının, çocuklarda diş hekimi korkusunun en önemli nedenleri arasında yer aldığını söylüyor. Gelişen teknolojiyle birlikte pedodonti alanında öne çıkan dijital anestezi yönteminin, enjeksiyon sırasında oluşan ağrı ve stresi belirgin ölçüde azalttığını aktaran Çocuk Diş [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşam boyu ağız ve diş sağlığına bakışını doğrudan etkilediğini belirten uzmanlar, ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısının, çocuklarda diş hekimi korkusunun en önemli nedenleri arasında yer aldığını söylüyor. Gelişen teknolojiyle birlikte pedodonti alanında öne çıkan dijital anestezi yönteminin, enjeksiyon sırasında oluşan ağrı ve stresi belirgin ölçüde azalttığını aktaran Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor.” dedi. Ancak dijital anestezinin uygulamanın başarısı için tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, özellikle çocuk diş tedavilerinde kullanılan yeni nesil dental yaklaşımların ağrı, iğne korkusu ve kaygı üzerindeki etkileri etkileri hakkında bilgi verdi.</strong></p>
<p><strong>Çocuklukta yaşanan diş hekimi deneyimleri, yaşam boyu ağız ve diş sağlığını etkiliyor!<br />
</strong>Çocukluk çağında edinilen diş hekimi deneyimlerinin, bireyin yaşamı boyunca ağız ve diş sağlığına yönelik tutumunu şekillendiren en önemli unsurlardan biri olduğunu aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Birçok bireyde görülen diş hekimi korkusunun temelinde çoğunlukla ağrı algısı ve enjeksiyon kaygısı yer alır.” dedi.</p>
<p>Özellikle erken yaşlarda yaşanan zorlayıcı tedavilerin, olumsuz klinik deneyimler ve iğneye bağlı korkuların, ilerleyen dönemlerde dental fobi gelişimine zemin hazırlayabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, bu nedenle güncel pedodontik yaklaşımların temel amacının; çocuk hastalara ağrısız, güvenli ve konforlu bir tedavi ortamı sunarak, yaşam boyu ağız ve diş sağlığı uygulamalarına uyumu artırmak olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>Yeni nesil dental yaklaşımlarla çocukların tedaviye uyumu kolaylaşıyor!</strong><br />
Geleneksel diş tedavilerinde en önemli kaygı unsurunun, lokal anestezinin uygulanma şekli ve uygulama sırasında hissedilen basınç olduğuna değinen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Klasik enjektör sistemlerinde özellikle alt çene bölgesinde yeterli anestezi sağlamak amacıyla daha karmaşık ve zor tekniklere ihtiyaç duyulabilir.” dedi.</p>
<p>Bu durumun, yalnızca ilgili diş bölgesinin değil; dudak, yanak ve çevre yumuşak dokuların da uzun süre uyuşmasına neden olabildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şunları söyledi:</p>
<p>“Sonuç olarak çocuk hastalarda istemsiz dudak veya yanak ısırıkları, buna bağlı ödem, şişlik ve doku travmaları görülebilir. Ayrıca geleneksel yöntemlerde anestezik solüsyonun dokuya manuel basınçla verilmesi, işlem sırasında ağrı ve rahatsızlık hissinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum özellikle çocuk hastalarda tedaviye karşı direnç gelişmesine ve işlemlerin yarıda bırakılmasına neden olabilir.</p>
<p>Gelişen teknoloji ile birlikte, pedodonti alanında da daha modern ve hasta dostu uygulamalar ön plana çıktı. Dijital anestezi sistemleri gibi yenilikçi yöntemler sayesinde enjeksiyon sırasında oluşan ağrı, iğne korkusu ve stres belirgin ölçüde azaltılabiliyor. Bu sayede çocukların tedaviye adaptasyonu kolaylaşırken, klinik süreç hem hasta hem de ebeveyn açısından daha kontrollü ve konforlu ilerliyor. Yeni nesil dental yaklaşımlar, çocukların diş hekimiyle olumlu bir bağ kurmasına olanak tanıyor ve bu da ilerleyen yaşlarda ağız ve diş sağlığını önemseyen bireylerin yetişmesine önemli katkı sağlıyor.”</p>
<p><strong>İlacın kontrollü verilmesi ağrıyı azaltıyor!</strong><br />
Dijital anestezinin, lokal anestezik solüsyonun doku içerisine, bilgisayar kontrollü bir mikroişlemci aracılığıyla, önceden programlanmış sabit hız ve basınçta iletilmesini sağlayan modern bir anestezi yöntemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bilgisayar destekli sistem, hastanın doku direncine göre anestezik maddenin miktarını otomatik olarak ayarlayarak ilacı yavaş ve kontrollü şekilde iletir.” dedi.</p>
<p>Bu sayede işlem sırasında ağrı ve yanma hissinin büyük ölçüde ortadan kalktığını; çoğu hastada yalnızca hafif bir temas hissi oluştuğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Dijital anestezi cihazı genellikle kalem formunda, ergonomik ve ışıklı bir tasarıma sahiptir. Bu yapı, çocuk hastalarda korkuya neden olan klasik enjektörlü iğne görünümünü ortadan kaldırarak tedaviye psikolojik uyumu artırır. Özellikle dental fobi veya iğne korkusu bulunan çocuklar açısından daha güven verici bir uygulama sunar. Cihazın ucunda oldukça ince ve kısa bir iğne yer alır, bu da enjeksiyon hissinin minimum düzeyde algılanmasını sağlar. Ayrıca uygulama sırasında cihazdan yayılan hafif müzik, çocuğun dikkatini dağıtarak kaygı düzeyinin azalmasına katkı sağlar. Çocuk diş hekimi, çocuğu koltuğa aldığında, çocuğa ‘dişine sihirli bir kalemle dokunacağını’ veya ‘dişini uyutacağını’ anlatarak güven sağlar. Böylece klinik ortam daha sakin algılanır, tedaviye uyum artar ve ilerleyen dönemlerde diş hekimi korkusu gelişme riski belirgin şekilde azalır.” açıklamasını yaptı.</p>
<p><strong>Dijital anestezi, iğne korkusu olan çocuklarda tedavi konforunu artırıyor!</strong><br />
Dijital anestezinin dolgu, kanal tedavisi, diş çekimi gibi lokal anestezi gerektiren pek çok dental işlemde uygulanabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bununla birlikte bazı hasta gruplarında özellikle belirgin avantaj sağlar. Önceden olumsuz deneyim yaşamış veya iğne korkusu bulunan çocuklarda güven duygusunun yeniden oluşturulmasında etkili olur. Kooperasyonun sınırlı olduğu özel gereksinimli bireylerde tedavi konforunu artırarak süreci kolaylaştırır. Dudak ve yanak ısırma riskinin yüksek olduğu çocuklarda, uyuşukluğun sınırlı tutulması açısından tercih edilir.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin ebeveynler ve çocuklar tarafından sıklıkla tercih edilmesinin başlıca nedenlerine değinen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, “Klasik metal enjektör görünümü bulunmadığından, çocuk uygulama sırasında iğne yapıldığını fark etmeyebilir. Anestezik solüsyonun dokuya iletimi bilgisayar denetiminde gerçekleştiği için basınç hissi, yanma ve rahatsızlık belirgin şekilde azalır. Dijital sistemler, yalnızca ilgili diş çevresinin uyuşturulmasını mümkün kılar. Böylece dudak, dil ve yanakta uzun süreli ve rahatsız edici hissizlik oluşma olasılığı düşer. Uyuşukluğun daha kontrollü olması sayesinde tedavi sonrasında dudak veya yanak ısırılmasına bağlı doku hasarı riski azalabilir. Anestezinin etki süresi genellikle kısa olduğundan, tedavi öncesi bekleme zamanı kısalır.” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Dijital anestezi tek başına yeterli değil!</strong><br />
Dijital anestezinin genel anesteziye alternatif olmadığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Dijital anestezi, yalnızca lokal anestezi uygulamalarında kullanılan konfor artırıcı bir yöntemdir ve hastanın tedavi sürecine belirli düzeyde uyum göstermesini gerektirir. Genel anestezi ise; kooperasyonun sağlanamadığı, ileri düzey korku ve kaygı bulunan, dental ünitte oturmayı reddeden ya da özel gereksinimi olan bireylerde tercih edilen bir yaklaşımdır.” dedi.</p>
<p>Dijital anestezinin, tedavi sürecini kolaylaştıran ileri bir teknoloji olduğunu yineleyen Dr. Öğr. Üyesi Yılmaz Şen, şu uyarıyla sözlerini tamamladı:</p>
<p>“Ancak tek başına yeterli değildir. Uygulamanın başarısı; hekimin klinik deneyimi, çocuğun bireysel özellikleri ve ailenin yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmeli. Bu nedenle çocuğa ‘hiç acımayacak’ ya da ‘iğne yapılmayacak’ gibi kesin ifadeler yerine, ‘dişler uyuşturulacak’ veya ‘hafif bir gıdıklanma hissedebilirsin’ gibi daha gerçekçi ve güven verici açıklamalar yapılması önerilir.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocukların yeni dijital arkadaşı yapay zeka mı?</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/cocuklarin-yeni-dijital-arkadasi-yapay-zeka-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 14:09:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19864</guid>

					<description><![CDATA[Çocukların duygusal dünyalarının merkezinde insanlara ihtiyacı var. Yapay zekâ birçok konuda yararlı bir araç olabilir. Ancak çocuklar yapay zekâ ile sağlıklı bir ilişki kurana kadar, kullanımları dikkatle izlenmeli ve asla insan ilişkilerinin yerini almamalıdır. Çocuklar, merak ettiği konular ve arkadaşlık için yapay zekâ sohbet robotu kullanmaya yöneldikçe bunların güvenliği ve gizliliği ile ilgili sorular da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocukların duygusal dünyalarının merkezinde insanlara ihtiyacı var. Yapay zekâ birçok konuda yararlı bir araç olabilir. Ancak çocuklar yapay zekâ ile sağlıklı bir ilişki kurana kadar, kullanımları dikkatle izlenmeli ve asla insan ilişkilerinin yerini almamalıdır. Çocuklar, merak ettiği konular ve arkadaşlık için yapay zekâ sohbet robotu kullanmaya yöneldikçe bunların güvenliği ve gizliliği ile ilgili sorular da ortaya çıkıyor. Siber güvenlik şirketi ESET, ebeveynlerin daha bilinçli olması gerektiğini paylaşak çocukların sohbet robotu kullanırken dikkat etmesi gereken noktalar ile ilgili paylaşımda bulundu.</strong></p>
<p>Yapay zekâ sohbet robotları, üç yıldan fazla bir süre önce ortaya çıktıklarından beri hepimizin hayatının önemli bir parçası hâline geldi. ChatGPT, haftalık yaklaşık 700 milyon aktif kullanıcısı olduğunu ve bunların çoğunun gençler olduğunu söylüyor. Temmuz 2025&#8217;te İngiltere&#8217;de yapılan bir araştırma, çocukların yaklaşık üçte ikisinin bu tür araçları kullandığını ortaya koydu. Benzer bir oranda ebeveyn, çocuklarının yapay zekâ sohbet robotlarını gerçek insanlar olarak gördüklerinden endişe duyuyor. Gençlerin bu teknolojiyi sık kullanması nedeniyle meşru güvenlik, gizlilik ve psikolojik endişeler ortaya çıkıyor. Ebeveyn olarak, tüm platform sağlayıcılarının çocuklara uygun etkili güvenlik önlemleri aldığını varsayamazsınız. Koruma önlemleri mevcut olsa bile bunların uygulanması her zaman tutarlı değildir ve teknoloji, politikaların gelişmesinden daha hızlı bir şekilde evrim geçirmektedir.</p>
<p>Çocuklar üretken yapay zekâyı (GenAI) çeşitli şekillerde kullanıyor. Bazıları ödevlerini yaparken bu teknolojinin yardımını değerli buluyor. Diğerleri ise sohbet robotunu dijital bir arkadaş gibi görüyor, ona tavsiyeler soruyor ve yakın arkadaşlarına güvendikleri gibi onun yanıtlarına güveniyor. Çocuklarınızın yaşadığı yere ve kullandıkları sohbet robotuna bağlı olarak, yaş doğrulama veya içerik denetimi konusunda çok az şey yapılmış olabilir. Bu nedenle, proaktif izleme ve eğitim yoluyla herhangi bir tehdidin önüne geçmek kesinlikle ebeveynlerin sorumluluğundadır.</p>
<p><strong>Çocukların yapay zekâ ile sağlıksız bir ilişki içinde olabileceğine dair birkaç işaret<br />
</strong>Arkadaşları ve aileleriyle geçirdikleri ders dışı zamanlardan uzaklaşmaları,<br />
Sohbet robotlarına erişemediklerinde endişelenmeleri ve aşırı kullanım belirtilerini gizlemeye çalışmaları,<br />
Sohbet robotundan sanki gerçek bir kişiymiş gibi bahsetmeye başlamaları,<br />
Bariz yanlış bilgileri &#8220;gerçek&#8221; olarak size tekrarlamaları,<br />
Yapay zekâ sohbet robotlarına zihinsel sağlık sorunları gibi ciddi konular hakkında sorular sormaları<br />
Yapay zekâ tarafından sunulan yetişkinlere yönelik veya uygunsuz içeriğe erişmeleri.<br />
Çocuklarla sohbet robotu hakkında konuşma zamanı</p>
<p>Birçok ülkede, yapay zekâ sohbet robotları 13 yaşın üzerindeki kullanıcılarla sınırlı. Ancak uygulamanın düzensiz olması nedeniyle konuyu kendi elinize almanız gerekebilir. Kontrollerden daha önemli olan şey konuşmalardır. En iyi sonuçları elde etmek için teknik kontrolleri açık ve çatışmacı olmayan bir şekilde sunulan eğitim ve tavsiyelerle birleştirmeyi düşünün.</p>
<p>Okulda, evde veya okul sonrası kulüpte olsunlar, çocuklarınızın uyanık oldukları her dakika ne yapmaları gerektiğini söyleyen yetişkinler vardır. Bu nedenle, yapay zekâ ile ilgili iletişimlerinizi, çocuklarınızın ceza korkusu olmadan deneyimlerini rahatça paylaşabilecekleri iki yönlü bir diyalog olarak çerçevelemeye çalışın. Aşırı kullanımın, halüsinasyonların, veri paylaşımının ve ciddi sorunlarda yapay zekâya aşırı güvenmenin tehlikelerini açıklayın. Yapay zekâ botlarının düşünebilen gerçek insanlar olmadığını, ilgi çekici olmak için tasarlanmış makineler olduğunu anlamalarına yardımcı olun. Çocuklarınıza eleştirel düşünmeyi öğretin, yapay zekâ çıktılarını her zaman doğrulayın ve ebeveynleriyle sohbet etmeyi asla bir makineyle sohbet etmekle değiştirmeyin.</p>
<p>Gerekirse bu eğitimi yapay zekâ kullanımını sınırlayan (tıpkı sosyal medya kullanımını veya genel olarak ekran süresini sınırlayabileceğiniz gibi) ve kullanımı yaşa uygun platformlarla sınırlayan bir politika ile birleştirin. Kullanımlarını izlemenize ve riski en aza indirmenize yardımcı olması için kullandıkları uygulamalarda ebeveyn denetimlerini etkinleştirin. Çocuklarınıza yapay zekâ ile kişisel olarak tanımlanabilir bilgileri (PII) asla paylaşmamalarını hatırlatın ve istemeden bilgi sızdırma riskini azaltmak için gizlilik ayarlarını değiştirin.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuk sağlığında yeni tehdit: Bocavirüs</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/saglik-bebekcocuk/cocuk-sagliginda-yeni-tehdit-bocavirus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Jan 2026 15:28:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://parentsdergisi.com/?p=19861</guid>

					<description><![CDATA[Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fikret İşbilir, çocukluk çağında sık görülen ancak çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılan Bocavirüs (HBoV) enfeksiyonlarına dair bilgiler paylaştı. Son yıllarda tanı yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte, çocuk polikliniklerine başvuran uzamış öksürük ve hırıltılı solunum vakalarının arkasındaki gizli öznenin Bocavirüs olduğu daha net görülmektedir. Özellikle kış sonu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Batıgöz Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fikret İşbilir, çocukluk çağında sık görülen ancak çoğu zaman farklı hastalıklarla karıştırılan Bocavirüs (HBoV) enfeksiyonlarına dair bilgiler paylaştı. Son yıllarda tanı yöntemlerinin gelişmesiyle birlikte, çocuk polikliniklerine başvuran uzamış öksürük ve hırıltılı solunum vakalarının arkasındaki gizli öznenin Bocavirüs olduğu daha net görülmektedir. Özellikle kış sonu ve ilkbahar başında pik yapan bu virüs, 5 yaş altı çocukların neredeyse tamamını en az bir kez etkilemektedir.</strong></p>
<p><strong>Üst Solunum Yolu ve Akciğerleri Hedef Alıyor</strong><br />
Bocavirüs, Parvoviridae ailesine ait, DNA yapılı bir virüstür. Onu diğerlerinden ayıran en önemli özellik, sadece basit bir burun akıntısı yapmakla kalmayıp, alt solunum yollarına yerleşme eğiliminin yüksek olmasıdır.</p>
<p>Klinik tabloda en çok &#8216;akut hışıltılı çocuk&#8217; dediğimiz, nefes alırken ıslık sesine benzer seslerin çıktığı durumlarla karşılaşırız. Bu virüs, çocuklarda astım ataklarını tetikleyebileceği gibi, zatürreye de davetiye çıkarabilir.</p>
<p><strong>Ateş ve Öksürük Her Zaman Masum Olmayabilir</strong><br />
Bocavirüs belirtileri birçok viral enfeksiyonla benzerlik gösterdiği için aileler açısından kafa karıştırıcı olabilir. Özellikle ateşin birkaç günden uzun sürmesi önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir, ebeveynleri şu konuda uyarıyor: “Çocuklarda ateşin 3–4 günden uzun sürmesi, öksürüğün giderek artması veya beslenme isteğinin azalması mutlaka hekim değerlendirmesi gerektirir. ‘Nasıl olsa viral’ diyerek belirtileri göz ardı etmek doğru değildir.”</p>
<p><strong>Her Bocavirüs Vakası Aynı Şekilde Seyretmez</strong><br />
Bocavirüs çoğu sağlıklı çocukta hafif ve kendiliğinden iyileşen bir tablo oluştursa da bazı gruplarda daha ağır seyredebilir.</p>
<p>Prematüre bebekler, kronik akciğer hastalığı olan çocuklar ve bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde bocavirüs daha dikkatli izlenmelidir. Bu çocuklarda enfeksiyon daha uzun sürebilir ve hastane takibi gerekebilir.</p>
<p><strong>Tanıda PCR Testi Altın Standarttır</strong><br />
Hastalığın teşhis süreciyle ilgili detaylar paylaşan Uzm. Dr. Fikret İşbilir: &#8220;Bocavirüsün belirtileri RSV, İnfluenza ve Adenovirüs ile neredeyse aynıdır. Klinik muayene ile bu virüsleri birbirinden ayırmak imkansızdır. Kesin tanı için &#8216;Solunum Paneli PCR&#8217; testlerini kullanıyoruz.</p>
<p>Burun sürüntüsü ile yapılan bu testler sayesinde, çocuğun vücudunda hangi virüsün olduğunu, hatta bazen iki farklı virüsün aynı anda yaptığı &#8216;ko-enfeksiyon&#8217; durumlarını saptayabiliriz. Doğru teşhis, gereksiz ilaç kullanımının önüne geçer,&#8221; dedi.</p>
<p><strong>Bocavirüs Tedavisinde Antibiyotik Yerine Destekleyici Bakım Esastır</strong><br />
Tedavideki en büyük yanlışlara dikkat çeken Uzm. Dr. Fikret İşbilir: &#8220;Toplumda &#8216;ateş varsa antibiyotik vardır&#8217; gibi yanlış bir algı var. Bizim, bocavirüs tedavisindeki önceliğimiz semptomları yönetmektir. Yüksek ateşi düşürmek, burun kanallarını serum fizyolojik ile açık tutarak orta kulak iltihabı riskini azaltmak ve çocuğun sıvı dengesini korumak esastır. Eğer çocukta yoğun balgam ve hırıltı varsa, buhar makineleri aracılığıyla bronş genişletici tedavilere başvurabiliyoruz,&#8221; bilgisini verdi.</p>
<p><strong>Bocavirüs Sindirimi de Etkileyebilir</strong><br />
Bocavirüsün bazı tipleri (HBoV-2, 3 ve 4) bağırsak sistemini de hedef alabilir. Bu nedenle öksürük ve ateş şikayetiyle başlayan bir sürecin yanına aniden ishal ve kusma da eklenebilir.</p>
<p>Aileler bu durumda &#8216;çocuğum üşüttü mü yoksa zehirlendi mi?&#8217; endişesine kapılıyor. Oysa bu, virüsün sistemik bir yayılımıdır. Bu dönemde çocuğun probiyotik ağırlıklı beslenmesi ve bol sıvı alması iyileşme sürecini hızlandıracaktır.</p>
<p><strong>Virüsün Yüzeylerde Yaşama Gücü Unutulmamalı</strong><br />
Bulaş zincirini kırmanın yollarını anlatan Uzm. Dr. Fikret İşbilir:&#8221;Bocavirüs, dış ortama karşı oldukça dirençlidir. Kapı kollarında, oyuncaklarda ve masalarda saatlerce canlı kalabilir. Bu yüzden sadece el sıkışmak değil, enfekte bir oyuncağa dokunmak bile bulaş için yeterlidir. Okul yönetimleri ve ebeveynler, özellikle bu dönemlerde &#8216;oyuncak temizliği&#8217; ve &#8216;sınıf havalandırması&#8217; konularında çok daha titiz olmalıdır,&#8221; uyarısını yineledi.</p>
<p>Uzm. Dr. Fikret İşbilir’den Ebeveynlere Altın Tavsiyeler:&#8221;Çocuklarınızın yılda birkaç kez viral enfeksiyon geçirmesi bağışıklık sisteminin bir antrenmanıdır. Ancak Bocavirüs gibi alt solunum yollarını seven virüslerde &#8216;bekleyelim geçer&#8217; mantığı bazen riskli olabilir.</p>
<p>Eğer çocuğunuzda geçmeyen bir öksürük, hızlı nefes alıp verme, göğüs kafesinde çekilmeler veya beslenme güçlüğü görüyorsanız, mutlaka bir uzman görüşüne başvurun. Erken dönemde sağlanan doğru destek tedavisi, riski %80 oranında azaltmaktadır. Sağlıklı bir nefes, sağlıklı bir gelecek demektir.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
