<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>2-3 YAŞ &#8211; Parents Dergisi</title>
	<atom:link href="https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/2-3yas/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://parentsdergisi.com</link>
	<description>Sağlıklı çocuklar, mutlu aileler</description>
	<lastBuildDate>Sun, 27 Sep 2020 13:31:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Elektronik aletler geç konuşma sebebi</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/2-3yas/elektronik-aletler-gec-konusma-sebebi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2020 21:05:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[geç konuşma]]></category>
		<category><![CDATA[ilk üç yaş neye dikkat etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[neden geç konuşur]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.parentsdergisi.com/?p=17568</guid>

					<description><![CDATA[Geç konuşmanın çocuğun yaşıtlarına göre dil ve konuşma becerisinde yetersiz olma durumu olduğunu ve her çocuğa göre değişiklik göstermesiyle birlikte tam konuşma halinin genel olarak 3 yaş civarında olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Figen Karaceylan Çakmakçı, “Geç konuşma birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu noktada ebeveynler daha dikkatli olup [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Geç konuşmanın çocuğun yaşıtlarına göre dil ve konuşma becerisinde yetersiz olma durumu olduğunu ve her çocuğa göre değişiklik göstermesiyle birlikte tam konuşma halinin genel olarak 3 yaş civarında olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Figen Karaceylan Çakmakçı, “Geç konuşma birçok nedene bağlı olarak gelişebilir. Bu noktada ebeveynler daha dikkatli olup öncelikle çocuklarında geç konuşma sorunu olduğunu fark ettikleri an bir uzmandan mutlaka yardım almalı ve nedenlerini araştırılmalılar” dedi. </strong></p>
<p><strong>Konuşmada gecikmeye neden olabilecek tüm çevresel faktörler incelenmeli<br />
</strong>Genetik yatkınlık, zeka geriliği, işitme ve görme sorunları, dil bağı, yarık damak-dudak gibi ağız içi problemlerinin de geç konuşmaya neden olabildiğini söyleyen Dr. Çakmakçı, “Ancak her konuşma gecikmesini net bir nedene bağlamak doğru değil. Bunu belirlemek için çocuğun yaşına uygun zeka ve gelişim testlerini uygulamak ve yorumlamak gerekir. Tüm bunlar normalse konuşmada gecikmeye neden olabilecek çevresel faktörler incelenmeli” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Oyuncağın ve oyunun yerini elektronik cihazlar aldı<br />
</strong>Özellikle 0-3 yaş arası çocukların telefon, tablet, bilgisayar ve televizyonla olan ilişkilerinin dil gelişimlerini olumsuz etkilediğini ve konuşma gecikmesi olasılığını artırdığını dile getiren Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Figen Karaceylan Çakmakçı, geç konuşmayla ilgili ebeveynlerin günlük hayatlarında yapması gerekenleri sıraladı.</p>
<ul>
<li>Ebeveynler mutlaka çocukları ile birlikte geçirebilecekleri kaliteli zamanlar yaratmalıdır. Her gün birlikte keyifli vakit geçirebilecekleri oyun saatleri ile hem çocuğun gelişimine olumlu katkı sağlayabilir hem de aile içi iletişimlerini güçlendirebilir.</li>
<li>Çocukların telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar kullanımı, özellikle 0-0-33 yaş arası dönemde oldukça sınırlandırılmalı.</li>
<li>Çocuğun yanlış söylediği ya da telaffuzda zorlandığı sözcükler düzeltilmemeli. Aynı şekilde bebeksi konuşmalar şirin olduğu düşüncesiyle yüceltilmemeli.</li>
<li>Çocuk, ebeveynlerinden biriyle konuşurken ya da konuşmaya çalışırken sabırla dinlemeli ve karşılık verirken kısa, net ve anlaşılır konuşmaya özen gösterilmeli.</li>
<li>Her akşam ya da belirlenen en uygun zamanda her gün çocukla kitap okuma saati gerçekleştirilmeli, çocuğun sözcük dağarcığı zenginleştirilmeli. Sadece kitap okumak değil, okunanlarla ilgili konuşmak, uygun olanları canlandırmak da faydalı olur.</li>
<li>Çocuğun işaretle gösterdiği şeyleri anında gerçekleştirmek yerine, işaret ettiği şeyin adını söyleyip sonrasında birlikte hareket etmek ya da çocuğun birebir olmasa da istediği şeyi çağrıştıran bir sesi/sözü söylemesini beklemek ve teşvik etmek daha faydalı olur.</li>
<li>Şarkı, şiir ve tekerleme oyunları oynamak çocuğun sözcük dağarcığını ve ses/söz farkındalığını artırır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngilizceyi oyunla öğrensin</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/2-3yas/ingilizceyi-oyunla-ogrensin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2020 08:52:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda yabancı dil eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizceyi nasıl öğrenmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.parentsdergisi.com/?p=17185</guid>

					<description><![CDATA[Nurperi Cömert İğdigül, çocuklarda yabancı dil eğitimini çok önemseyen, bu alanda temelinde oyunlar olan çalışmalar yapan ve bunu oğluyla örnekleyerek ailelere yol göstermeye çalışan bir öğretmen olarak söz konusu yabancı dil eğitiminde ebeveynlere pratik önerilerde bulunuyor. Oyun nedir? Oyun, çocuğun kendini ifade etmesinde, yeteneklerini keşfedip geliştirmesinde, motor becerilerini, bilişsel, duygusal ve özellikle de dil gelişimini desteklemesinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nurperi Cömert İğdigül, çocuklarda yabancı dil eğitimini çok önemseyen, bu alanda temelinde oyunlar olan çalışmalar yapan ve bunu oğluyla örnekleyerek ailelere yol göstermeye çalışan bir öğretmen olarak söz konusu yabancı dil eğitiminde ebeveynlere pratik önerilerde bulunuyor.</strong></p>
<p><strong>Oyun nedir?</strong><br />
Oyun, çocuğun kendini ifade etmesinde, yeteneklerini keşfedip geliştirmesinde, motor becerilerini, bilişsel, duygusal ve özellikle de dil gelişimini desteklemesinde en etkili yöntemdir.</p>
<p><strong>Çocuklar oyun yoluyla neler öğrenir?</strong><br />
Çocuk birçok bilgi ve beceriyi oyun yoluyla öğrenir. Çünkü oyun, çocuğun iletişim biçimidir ve temel ihtiyacıdır. Çocuk dünyayı oyunla tanır, algılar ve anlamlandırır.</p>
<p>Birçok bilim insanı çocuk gelişiminde oyunun güçlü etkisine vurgu yapmıştır.</p>
<p>Albert Einstein “Oyun en yüksek araştırma şeklidir’’ derken, İbn-i Sina “Oyun çocuk için bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyaç en iyi şekilde karşılanmalıdır.” demiştir.</p>
<p>Ve hepimizin hayranlıkla metodlarını uygulamaya çalıştığımız Maria Montessori ‘’Oyun çocuğun işidir’’ diyerek oyunun çocuk dünyasındaki önemine dikkat çekmiştir.</p>
<p><strong>Çocuğun duyduğu her dili hızla öğrenme yaşı kaçtır?</strong><br />
Yabancı dil edinimi açısından konuyu ele aldığımızda bir çocuğun dünyaya dil potansiyeliyle geldiğini söyleyebiliriz. Çocuk duyduğu her dili muazzam bir şekilde öğrenebilme kapasitesine sahiptir.  Kritik dönem olarak adlandırdığımız erken çocukluk yılları ise (0-6 yaş) bizler için en kıymetli zaman dilimidir.</p>
<p>Özellikle de 3-6 yaş arası hem dil ediniminin en hızlı ve verimli şekilde şekillendiği hem de çocukların oyun çağı olarak tanımlandığı zaman dilimidir.</p>
<p><strong>Oyunlar çocuk-ebeveyn ilişkisini nasıl şekillendirir?</strong><br />
Bizleri hayata ilk ailelerimiz hazırlar. İlk eğitim ailede başlar ve ebeveynler çocuğun ilk oyun arkadaşıdır. Bunun yanında oyun oynamak çocuk- ebeveyn arasında çok güçlü bir bağ oluşturur. Aile ile oynanan oyunlar güven ortamı oluşturur ve güven duygusu çocuklarımız için çok önemlidir.</p>
<p>Günümüzde yoğun çalışma temposu ve bilgisayar, tablet gibi teknolojik aletlerin fazla kullanımından dolayı ebeveynler çocuklarıyla geçirebilecekleri kaliteli oyun zamanlarını gittikçe kaybetmektedirler.</p>
<p>Şunu daima hatırlamalıyız ki; bir çocuğun hatırında kalacak en güzel ve özel anılar ebeveynleriyle geçirdiği keyifli anlar olacaktır.</p>
<p><strong>Yabancı dili oyunlaştırarak öğretmek daha mı kolay?</strong></p>
<ul>
<li>Bir çocuğu en iyi tanıyan ve ilgi alanlarını bilen ebeveynleridir. Bu noktada biz ebeveynlere düşen de İngilizceyi oyunlaştırarak fırsat eğitimi yaratmaktır.</li>
<li>Oyunları çocuğumuza göre planlayıp evde yabancı dil eğitimimizin kalitesini arttırabilir daha keyifli, cazip ve etkili hale getirebiliriz. Bilinçli anne-babalar olarak çocuk gelişiminde ve eğitiminde son derece etkili bir rolümüz vardır. Aileler olarak çocuklarımızın yabancı dil eğitimindeki desteğini ve devamlılığını sağlamamızın yolu oyun ile mümkündür. Ve en önemlisi oyunlar çok keyiflidir.</li>
<li>İşin içinde oyun olduğu zaman bir çocuk öğrendiğinin, kontrol mekanizması içinde olduğunun farkına varmaz… O dili güven ortamı içerisinde eğlenceli ve bilinçsiz bir şekilde edinir. Oyuna en doğal ve rahat bir biçimde kendini bırakır. Dolayısıyla öğrenim oldukça etkili ve kalıcı bir şekilde gerçekleşmiş olur.</li>
</ul>
<p><strong>Evde oynanacak İngilizce oyunlar için önerileriniz neler?</strong></p>
<ul>
<li>İngilizce eğitimini diğer günlük oyunlarımız gibi bir hobi, bir rutin haline getirmeliyiz.</li>
<li>Yönlendirdiğimiz oyunlarla çocuklarımıza yeni kelimeler, basit komutlar, cümle yapıları, keyifli şarkılar ve günlük konuşma dili kullanımlarını öğretebiliriz.</li>
<li>Oyun deyince ilk akla gelen tabii ki oyuncaklar oluyor. İşin en büyük sırrı günlük hayatta oynadığınız okul öncesi oyunlarını daha basit bir dille İngilizceye uyarlamanız ve oyuncaklarınızı kullanmanızdır.</li>
<li>Peluş hayvanlar, ahşap meyveler ve sebzeler, plastik mutfak malzemeleri, bowling, bilardo, basketbol gibi minyatür spor oyunları oyuncakları ile oynarken isimlerini telaffuz edebilirsiniz ve basit, eğlenceli oyunlar yaratabilirsiniz.</li>
<li>Bilye oynarken ‘’Shoot the marbles’’ (Bilyeleri vur.) diyebilir ve vurduğunuz bilyeleri sayarak hem sayıları öğretmiş ve pekiştirmiş olursunuz hem de günlük hayatında var olan keyifli bir oyun aracılığıyla doğal bir yabancıl dil eğitimi vermiş olursunuz.</li>
<li>Bir bebekle evcilik oynarken ‘’Let’s feed the baby doll’’ (Hadi oyuncak bebeği besleyelim) gibi bir komut vererek yine yeni bir yapı ve kelimeler öğretirken bebeğe yedirdiğiniz yiyeceklerin isimlerini de öğretme imkanı bulabilirsiniz.</li>
<li>Renkli arabaları kullanarak hem “Car’’ (Araba) sözcüğünü hem renkleri hem de birkaç basit komutları öğretebilirsiniz. ‘’Drive the car.’’ (Arabayı sür.) &#8211;  ‘’Stop. (Dur.)  &#8211;  ‘’Go a head.’’ (Devam et.) gibi eylemleri de ekleyerek daha doğal ve anlamlı bir oyun ortamı yaratabilirsiniz.</li>
<li>Plastik mevyeleri, hayvanları çocuğunuzun ilgi ve alakasına yönelik elinizde bulunan küçük oyuncakları çocuğunuzun gözlerini bağlayarak tahmin etmesini istediğimiz ya da bir çantanın içinden dokunarak ne olduğunu anlamasını beklediğimiz tahmin oyunlarını kullanarak ‘’Guess What?’’ (Bil bakalım ne?) oynayabilirsiniz.</li>
</ul>
<p>Her türlü oyun kolaylıkla İngilizceye uyarlanabilir. Bu tamamen sizin yaratıcılığınıza ve çocuğunuzun ilgi alakasına göre şekillendirmenize bağlıdır…  Oyun oynayalım, İngilizceyi destekleyelim ve İngilizcenin eğlenceli yanlarını göstererek endişe ve kaygıyı ortadan kaldıralım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Engeller değil, bakış açısıdır insanı mutsuz eden</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/engeller-degil-bakis-acisidir-insani-mutsuz-eden/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Mar 2019 05:00:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[engelli]]></category>
		<category><![CDATA[engelliçocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyedeengelliolmak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15600</guid>

					<description><![CDATA[Hayatta her zaman en güzeli ve en iyisini olmasını isteriz; hapşurduğumuzda çok yaşamayı, doğum günlerinde en güzel yılların bizleri beklemeyi dileriz. Ancak hayatın bizim karşımıza çıkardıkları bizim dilediklerimiz gibi toz pembe olmaya biliyor. Hazırlayan: Pelin Demirel Çocuk sahibi olmak için yanıp tutuşurken ve anneliğe adım adım yaklaşırken yaşanan komplikasyonlar ya da yaşanan anormaliler sonucunda hayat [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayatta her zaman en güzeli ve en iyisini olmasını isteriz; hapşurduğumuzda çok yaşamayı, doğum günlerinde en güzel yılların bizleri beklemeyi dileriz. Ancak hayatın bizim karşımıza çıkardıkları bizim dilediklerimiz gibi toz pembe olmaya biliyor. Hazırlayan: Pelin Demirel</p>



<p>Çocuk sahibi olmak için yanıp tutuşurken ve anneliğe adım adım yaklaşırken yaşanan komplikasyonlar ya da yaşanan anormaliler sonucunda hayat bir anda bambaşka yüzünü gösteriyor. Özel bir çocuğa sahip olmanın kıymeti apayrıyken, zorlukları da var elbette. Biz de bu ay sayfamızı bu özel çocuklara ve annelerine ayırdık. Türkiye’de engelli ailesi olmanın ne olduğunu, devletin sağladığı imkanları ve daha pek çok şeyi konuştuk. </p>



<p><strong>Hamilelik süreci ‘neden ben?’ sorusuyla geçti</strong><br> Hamileliğinin 12. haftasında kızı olduğunu öğrendiğinde havalara uçan Seza Şenkoğlu’nun doğum hikayesi biraz iniş çıkışlı. Kızı olacağını öğrendikten sonra ultrasonda burun kemiği görünmediği için ‘down sendromlu’ doğabilir ihtimaliyle hayatı bir anda değişiyor. Yapılan ikili ve üçlü testler sonucunda risk görünmese de sonraki tahlillerde kalbinde bulunan delikle dünyaya gelecek olan Elis’in down sendromlu olduğu riski tekrardan gündeme gelmişti. Ancak Seza ne olursa olsun Elis’i kucaklamak istiyordu ki, öyle de oldu. Hamilelik döneminde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Hamilelik süreci tamamen bilinmezlik, korku, endişe ve “neden ben?” sorusuyla geçti. Doğumdan sonra ise kabullenme süreci ve önemli olanın sağlık olduğunu bir kez daha anlamamla annelik serüvenim başladı.”</p>



<p>Birçok engelli annesi gibi kızı doğduktan sonra işi bırakan Seza, zamanının pek çoğunu kızının bakımına ve ona daha yararlı olabilmek için okuduğu çocuk gelişimi bölümüne ayırıyor. Kızı Elis’in dünyaya gelmesiyle birlikte hayatında değişen pek bir şey olmadığını belirten Seza “Çoğunluktan farklı olarak hayatımıza özel eğitim ve fizyoterapi dahil oldu, okuduğum kitaplar, araştırdığım konular, etrafımdaki insanlarda değişimler oldu” diyor.</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/beyza.jpg" alt="" class="wp-image-15603" width="308" height="411" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/beyza.jpg 450w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/beyza-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 308px) 100vw, 308px" /></figure></div>



<p><strong>Kozadan çıkan İpek Bade</strong><br> 2011 yılında 24 haftalık iken dünyaya gelmişti İpek Bade. Erken doğuma bağlı olarak gelişen beyin kanamasının sonucu olarak hidrosefali hastası oldu. Annesi Hatice Beyza Bulut ise onun dünyaya gelmesini Bir ipek böceğinin bin bir sıkıntı ile kozadan çıkışı gibi olduğunu söylüyor. Kızıyla olan yolculuğunu şu sözlerle anlatıyor: “Kızımın sağlıklı şekilde hayata tutunabilmesi tek hayat amacım oldu. Ve bu yöndeki tüm araştırmalarım bana kişisel ve ruhsal gelişim alanının kapılarını açtı. Kızıma derman ararken, kendime şifa buluyorum.”<br> Kızına bakmanın yanı sıra Kadir Has Üniversitesi’nde profesyonel yaşam koçluğu eğitimini alan Beyza’nın Kozadan Çıkmak ve Kozanın Sırrı Aşk kitaplarıyla da hem kızının hikayesine yer verirken hem de pozitif bakış açısıyla her şeyin üstesinden gelinebileceğinin anlatıyor.</p>



<p><strong>Duygusal olarak güçlü kalmalıyız</strong><br> Türkiye’de engelli annesi olmayı bütün mütevaziliğiyle ‘biraz zor’ olarak tanımlayan Seza insanların bakışları ve yaptıkları karşısında güçlü durulması gerektiğini söylüyor: “Dışarıda Elis’i gördüklerinde dikkatlice bakmaları, yanlarındaki insanlara işaret edip göstermeleri, başımıza bir felaket gelmiş gibi davranmaları yaşadığımız sorunlardan sadece bazıları. “Ben olsaydım yapamazdım sana helal olsun” “Aslında pek downluya benzemiyor” “bu da senin sınavın” gibi sözde teselli cümleleri, “bakımı zor oluyor mu?” gibi anlamlandıramadığımız soruları duymak yıpratıcı olabiliyor.”</p>



<p><strong>Artık başka bir iş mi yapsan?</strong><br> “12 yıllık bankacılık kariyerimde hedeflediğim şube müdürü ünvanına ramak kala, 2011 yılında dünyaya erken geldiğinden engelli olan bir bebeğin annesi olmak, dünyamı alt üst ettiği gibi kariyerimide alt üst etmişti. ‘Engelli çocuk annesi’’ idi artık yeni ünvanım.” Beyza’nın bu yeni ünvanı onu işinden de edecekti. Bir gün üst düzey yöneticinin ‘artık başka bir iş mi yapsan?’ demesiyle insanların engelli çocuk sahibine bakışını bir kez daha görmüş oldu. </p>



<p>Engelli annesi olarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Ancak farklı gelişim gösteren çocukların anneleri olarak biz çok iyi biliriz. Çünkü bizim bebeklerimiz büyümeyen çocuklardır, onlar hep bebek kalırlar. Gün saydığınız o zorlu günler sizde gelip geçer, unutulur bile ama kızımın öyle mi? 7 yaşındaki kızımın uzun seyahatte altını değiştirmek bile bir olaydır çünkü benzin istasyonlarında alt değiştirme aparatlarına sığmıyor artık veya yürüyemediği için sürekli kucakta taşınması, konuşamadığı için hasta olduğunda kendini ifade edemediği için mahvolmak. Katı gıda yiyemediğinden sırt çantanda mutlaka püre şeklindeki yemeklerini hazır bulundurmak…</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter is-resized"><img decoding="async" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/seza3.jpg" alt="" class="wp-image-15602" width="332" height="415" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/seza3.jpg 480w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/02/seza3-240x300.jpg 240w" sizes="(max-width: 332px) 100vw, 332px" /></figure></div>



<p>İşte engelli çocuk annesi olmak, böylesine zorlukları barındırır içinde. Ancak acının en büyüğünü yaşadığından olsa gerek, evladının küçücük bir hareketi veya gelişimi ile inanılmaz mutlu olmayı öğrenmek de demektir.”</p>



<p><strong>Eğitim herkesin hakkı!</strong><br> Her çocuk gibi engelli çocukların’da eğitim hakkı var elbette. Hatta 5378 sayılı Kanunu 15. maddesinde “Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelli çocuklara, gençlere ve yetişkinlere, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak, bütünleştirilmiş ortamlarda ve engelli olmayanlarla eşit eğitim imkânı sağlanır.” ibaresi yer alıyor. Ancak sosyal medyada da yaşanan olaylardan da biliyoruz ki gerçek  böyle değil. Çoklu engel yaşayan İpek Bade için de durum kanunlar gibi değil. Okul arayışlarını anne Beyza anlatıyor: “Geçen sene okullu olma yaşına gelen kızımıza büyük bir heyecanla okul araştırmalarına koyulmuştuk eşimle. Ancak büyük bir hüsranla sonuçlanmıştı; Tek engeliniz varsa, örneğin zihinsel engelli iseniz, uygun okul bulma şansınız var. Ancak kızımız İpek Bade  gibi çoklu engelli (görme,bedensel) iseniz uygun bir okul bulmak ne yazık ki mümkün değil. ‘Kızınızı alabiliriz’ diyen özel eğitim okulları oldu ancak tuvalet gibi öz bakımını yapamayan, yemeğini kendi yiyemeyen kızımızın gün içindeki bu temel ihtiyaçlarını karşılayacak okulda yardımcı ablaların olmadığı bilgisi verilince hayallerimiz suya düştü.” <br> Evde eğitim hakkını denemek isteyen anne Beyza, başvuru yaptıklarına ve kızları İpek Bade’nin yüzde 90 engelli olmasına rağmen evde eğitim başvurularının ‘uygun değil’ olarak yanıtlanmasına sitem ediyor. </p>



<p><strong>Bazı eğitim kurumları ticari amaçlı</strong><br> Down sendromlu Elis ve annesi Seza devletin verdiği eğitimden yararlanma şansı yakalayabilenlerden, onun dışında kimlik kartı ve vergi indirimi gibi imkanlardan da yararlanıyorlar. Ancak Elis için 8 saatlik eğitim yetse de annesi Seza her çocuk için 8 saatin yetmediğini belirtiyor; “Her şehirde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri bulunuyor ancak buradaki sorun ise sadece ticari amaçla yapanların da fazlaca olması ne yazık ki. Özel gereksinimli bireylere eğitim ve hizmet veren kişi ve kurumların bu işi gönülden yapmaları, doğru ve iyi bir eğitim almaları, araştırmaya, gelişmeye açık olmaları gerekiyor. Elis 2 aylıkken hastaneden aldığımız “engelli” raporu ile yaşadığımız ilçeye bağlı olan Rehberlik ve Araştırma Merkezine başvurduk, değerlendirme sonrası oradan aldığımız eğitim raporu ile ayda 8 dersi ücretsiz olarak almaya başladık. Bu 8 saatin ücretini devlet karşılıyor, ayrıca maddi imkanları olmayan ve belirli şartlara uyanlara bakım aylığı da bağlanıyor. Devletin karşıladığı ayda 8 ders bazı çocuklar için yeterli olabilirken bazıları için yetersiz kalabiliyor, daha fazla ders için ailenin maddi imkanı varsa alabiliyor. Özel eğitim öğretmenimiz ve fizyoterapistimizin verdiği bilgiler, önerdiği kaynaklarla ben de anne olarak daha fazla ne yapabilirim diye kendimi geliştirmeye çalışıyorum” diyor.</p>



<p><strong>Annelerden Tavsiyeler</strong></p>



<p><strong>Beyza</strong><br> &#8220;Hepimiz hayaller kurar, gerçekleşmesi için emek veririz. Bir gün bir bakarız hayaller gerçek olmuş, ya da tam tersi gerçekleşmemiş. O zaman da hayal kırıklığı yaşarız çünkü ömrümüz hayallerimizi hepimizin amacı mutlu olmaktır. Peki nedir mutluluk? Bütün özlemlere, bütün isteklere eksiksiz bir biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç. İsteğimiz yerine geldiğinde duyumsanan sevinç. Peki bu mümkün müdür? Elbette değil. Her daim her istediğimize sahip olamayız.öyleyse, öylesi bir durumda, mevcut durumu değiştiremiyorsak,ona karşı ürettiğimiz duygu ve düşüncelerimizi değiştireceğiz ki ona yüklediğimiz anlamlar değişsin.böylece yaşamımız hatta kaderimiz değişsin.<br> Hayattaki her şey bir algıdan ibarettir. Bakış açınızı değiştirirseniz hayatınız değişir!&#8221;</p>



<p>Seza</p>



<p>“Bakış açısı çok önemli, bunu asla kendilerine bir ceza, sınav gibi görmemeliler, ben ve benim gibi tanıdığım bir çok anne evlatlarımızı hayatımıza bir “armağan” bir “ödül” olarak görüyoruz. Durumu kabullenme süreci ne kadar kısa olursa o kadar kolay olacaktır. Çocuklarının tanısı; farklılık, hastalık, sendrom vb. her ne olursa olsun bu hayatta onların da diğer çocuklarla aynı hakları var, eve kapanmasınlar, eğitim için mutlaka çabalasınlar. Hayatlarında kendilerini olumsuz etkileyen, evlatları için kötü yorumlarda bulunanlardan hemen uzaklaşsınlar. Bu Dünya’da en değerli varlık evlattır.<br> Down sendromu bir hastalık değil genetik farklılık. Toplumun “normal” diye adlandırdığı bizler 46 kromozoma sahibiz, down sendromlu bireyler ise 47. Böyle olmasının bilinen bir nedeni yok, o yüzden ben “şans” olarak görüyorum. Ciddi bir sağlık sorunu olmadıkça her down sendromlu bebek, yürüyecek, konuşacak, okuyacak, dans edecek, spor yapacak… sadece biraz daha geç olabilir ve eğitim desteğine ihtiyaç duymaktalar. Erken eğitim burada en önemli nokta.<br> Son olarak da belirli günlerden ibaret kalmasın istiyorum “farkındalık” her gün, her an duyarlı olmalıyız. Özel gereksinimli bireylere saygı duymalı ve hayatlarını zorlaştırmamalıyız.”</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ben yine senin çocuğunum</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/ben-yine-senin-cocugunum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Feb 2019 05:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[cinsel yönelim]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[lgbt]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15354</guid>

					<description><![CDATA[Bir okul çıkışı kızınızla arabada giderken, kızınızın ‘Anne ben Elif’i çok seviyorum’ demesi sizin başta pek de dikkatinizi çekmeyebilir, ne de olsa en yakın arkadaşı diyebilirsiniz. Ancak günü geldiğinde ve ‘ortaya çıkma’ ya karar verdiğinde ne yapacaksınız? Çocuklar kendi cinsiyetlerini yaklaşık 2.5 yaşındayken anlamayı başlıyor Cinsiyet, dişi ve erilliği anlatan biyolojik bir kavramken, anne karnında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir okul çıkışı kızınızla arabada giderken, kızınızın ‘Anne ben Elif’i çok seviyorum’ demesi sizin başta pek de dikkatinizi çekmeyebilir, ne de olsa en yakın arkadaşı diyebilirsiniz. Ancak günü geldiğinde ve ‘ortaya çıkma’ ya karar verdiğinde ne yapacaksınız?</p>
<p><strong>Çocuklar kendi cinsiyetlerini yaklaşık 2.5 yaşındayken anlamayı başlıyor</strong><br />
Cinsiyet, dişi ve erilliği anlatan biyolojik bir kavramken, anne karnında ait olduğumuz cinsi tanımlayan bir şeydir. Ancak cinsel kimlik, kişinin zihnen kendini ‘kadın’ ya da erkek’ olarak tanımlamasıdır. Cinsel yönelim ise bireyin cinsel olarak hangi cinsiyete ilgi duyduğu ise kişinin cinsel yönelimini gösterir. Yani cinsiyetiniz kadın ya da erkek olsa da cinsel yönelimin farklılık gösterebilir. Cinsel kimlik çocukluğun ilk yıllarında şekillenir ve kişiyi ‘kadın’ veya ‘erkek’ olarak tanımlamaktadır. Doğuştan sahip olunan cinsel organ, cinsel kimliğin belirteci olarak büyük önem taşımaktadır. Araştırmalara göre, çocuklar kendi cinsiyetlerini yaklaşık 2.5 yaşındayken anlamayı başlarlar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, cinsel yönelimin ergenliğin başlarında şekillendiğini gösterse de kişinin cinsel yönelimi fark ettiği yaş aralığı değişim göstermektedir.</p>
<p><strong>Doğuştan mı, çevresel mi?</strong><br />
Cinsel yönelimin oluşumu uzun yıllardır bir tartışma konusu ve bu konuyla ilgili olarak birden fazla görüş yer alıyor. Bir görüşe göre bu kendiliğinden gelişen bir yönelme durumudur ve bir ‘seçim’ değildir. Bu yönelim doğuştan gelir ve aile yapısı, sosyal yaşantı gibi çevresel faktörler bu yönelim üzerinde etkili değildir, cinsel yönelim dış etkilerle değiştirilemez.</p>
<p>Bir diğer bakış açısına göre ise genetik, hormonal, gelişimsel, sosyal ve kültürel olmak üzere birçok faktör etkileşim içindedir ve kişinin cinsel eğiliminin belirlenmesinde rol oynuyor.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-15358 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1043482492.jpg" alt="" width="482" height="278" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1043482492.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1043482492-300x173.jpg 300w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" /></p>
<p><strong>‘Ama bizim kız hep kamyonlarla oynuyor’</strong><br />
Aslına bakılırsa oyuncaklara, kıyafetlere ve diğer eşyalara misyonları yükleyenler bizleriz. Çocukların renk ve oyuncak tercihlerine dayanarak bu seçimi yapmak doğru olmaz.</p>
<p>Oyuncakların cinsiyeti yoktur. Çocuklarda sağlıklı zihinsel ve ruhsal gelişim için çocuğun yaşına uygun olan ve hayal gücünü destekleyen her materyal oyuncaktır. Oyuncak seçiminde kız-erkek ayrımı yapmadan, çocuklarımızın her çeşit oyuncakla oynamasına ve farklı rollere bürünmelerine fırsat vermeliyiz. Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Dr. A. Donald, çocukların erken yaşta oynadıkları oyuncakların ‘cinsiyetten bağımsız’ olması gerektiğini söylüyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15356 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/kurabiye-cinsiyet-3.jpg" alt="" width="427" height="319" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/kurabiye-cinsiyet-3.jpg 823w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/kurabiye-cinsiyet-3-300x224.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/kurabiye-cinsiyet-3-768x574.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 427px) 100vw, 427px" /></p>
<p><strong>‘Anne, baba ben….’</strong><br />
Böyle bir durumla karşı karşıya kalan ebeveynler korku ve endişe yaşarlar. Çoğu anne-baba, çocuklarının hemcinslerine karşı ilgi duyduklarını öğrendiğinde şok, suçluluk, inkar, kızgınlık gibi birçok duyguya aynı anda yaşarlar. Hemen her ebeveynin ilk aklına gelen soru ‘Şimdi ne olacak?’ sorusudur. Yaşanan ilk şok atlatıldıktan sonra ailelerin çocuklarına nasıl destek verebilecekleri konusunda fikir sahibi olmaları önemlidir.</p>
<p>Bu noktada, ilk olarak ebeveynle çocuk arasında yıllar içinde kurulmuş olan saygı ve güven duygusunun korunması gerekiyor. Çocuk cinsel yönelimi konusundaki duygu ve düşüncelerini ifade ettikten sonra, yardıma ihtiyacı olduğunu belirtirse ebeveyn olarak yapmamız gereken psikolojik destek alması için çocuğumuzun yanında olmaktır. Yaşanan bu süreçte çocuk ve aile iyi bir takım çalışması yapmalıdırlar. Ülkemizde benzer zorluklar yaşayan anne babaları biraraya getirerek grupça destek veren kurum ve dernekler var. Aile kendini hazır hissettiğinde bu toplu destek gruplarına katılabilir.</p>
<p><strong>‘Öteki’ gibi davranmak büyük yaralar açar</strong><br />
Hemcinsine ilgi duyan kişi toplumun tepkisinden dolayı bunu yakın çevresine ve ailesine açıklamaktan çekinebilir. Aile böyle bir durumdan şüphe ediyorsa, kendini hazır hissettiğinde bu konu hakkında çocuğuyla konuşmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) eşcinselliği “Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması”ndan çıkarmıştır. Hemcinsine yönelme insan cinselliğinin normal bir varyasyonu olarak görülmesine rağmen toplumdaki genel yaklaşım nedeniyle çocuk kendini dışlanmış ve yalnız hissedebilir. Bu süreç anne baba için de zorlu bir dönem olabileceğinden uzman görüşünden faydalanılması önerilir. Aileler, bu konuda destek almak için Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği’ne (CETAD) danışılabilir. Ebeveynler bu süreçte çocuğun yanında yer almaz ve çocuğa ‘öteki’ gibi davranırlarsa, bu tutum çocukların aileden uzaklaşmalarına ve ruhsal hastalıklara yatkın olmalarına sebep olabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15355 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/benimáocußum.jpg" alt="" width="174" height="221" /></p>
<p><strong>Benim Çocuğum (2013)</strong></p>
<p>Türk yapımı olan film, çocukları gey, lezbiyen, biseksüel ve transeksüel olan ailelerin hikayesini anlatıyor. Anne ve babaların ağzından anlatılan hikayede çocuklarının nasıl onlara açıldıklarından, durumu nasıl kabullendiklerine ve tek yürek olduklarını konu alınıyor. Ebeveyn olmanın tanımı yeniden şekillenirken ve LGBT ailesi olmanın ne demek olduğuna şahit olacaksınız. Filmi Youtube’dan kolayca izleyebilirsiniz.</p>
<p><strong>Hayatın içinden</strong></p>
<p>“Cinsel yönelimimle ilk defa 16 yaşında bir hemcinsime aşık olduğum zaman tanıştım. Bunun toplumsal normların dışında olduğunu zaten biliyordum. O yüzden 22-23 yaşına kadar uzun bir inkar süreci yaşadım. Onun öncesinde de 10 yaşlarındayken beğendiğim ve etkilendiğimi hatırladığım hemcinslerim olduğunu hatırlıyorum.</p>
<p>İlk anneme ve yakın arkadaşlarıma açıldım. Arkadaşlarım zaten çok normal karşıladılar. Ailem bana nasıl mutluysam öyle yaşamam gerektiğini, sadece dikkat etmem gerektiğini söyledi Bana çok destek oldukları için şanslıyım.</p>
<p>Babam benimle hiç ilgilenmedi. Belki annenin dışında bir erkek rol modelimin olmaması bir etki yaratmış olabilir. 10 yaşlarındayken erkek olmak istediğimi hatırlıyorum. Ama bunun nedeni neydi bilmiyorum, kadınlara özel bir ilgi duyduğumu hissetmiyordum çünkü. Şu anda da kadınlığımla gayet barışığım.”</p>
<p>-Cansu</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğumsal kalp hastalıklarının 5 önemli̇ beli̇rti̇si̇</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/dogumsal-kalp-hastaliklarinin-5-onemli%cc%87-beli%cc%87rti%cc%87si%cc%87/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Jan 2019 14:38:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kardiyolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda kalp hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15331</guid>

					<description><![CDATA[Çocuktur, oynar da yorulur da… Ama yorulma, bazen tehlikeli hastalıkların habercisi olabiliyor! Kalp hastalığı da onlardan biri. Doğuştan kalp hastalıkları çocuklarda en sık rastlanan kalp hastalığı grubunu oluşturuyor. Dünyada her yıl 1 milyondan fazla bebek doğumsal kalp hastalığıyla dünyaya gözlerini açıyor. Yapılan çalışmalar doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının kalıtsal olduğunu gösterirken, çevresel faktörler de hastalığa [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuktur, oynar da yorulur da… Ama yorulma, bazen tehlikeli hastalıkların habercisi olabiliyor! Kalp hastalığı da onlardan biri. Doğuştan kalp hastalıkları çocuklarda en sık rastlanan kalp hastalığı grubunu oluşturuyor. Dünyada her yıl 1 milyondan fazla bebek doğumsal kalp hastalığıyla dünyaya gözlerini açıyor. Yapılan çalışmalar doğumsal kalp hastalıklarının bir kısmının kalıtsal olduğunu gösterirken, çevresel faktörler de hastalığa zemin hazırlayabiliyor. <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ender Ödemiş</strong> “Anne karnındaki bebekte kalp hastalığı olup olmadığı gebeliğin 18. haftasından itibaren fetal ekokardiyografi dediğimiz yöntemle araştırılabilir. Bu nedenle hamilelikte düzenli muayene asla atlanmamalıdır” diyor. Prof. Dr. Ender Ödemiş doğumsal kalp hastalıklarının 5 önemli belirtisini anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p><strong>Göğüs ağrısı</strong></p>
<p>Çok sık görülen en önemli belirtilerden biri göğüs ağrısı. Çocuklarda genellikle kas iskelet sistemi, solunum sistemi, sindirim sistemi gibi kalp dışı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkıyor olsa da altında gizli ve ciddi bir kalp hastalığı da yatabiliyor. Kalp hastalıklarına bağlı olan göğüs ağrıları egzersiz, nefes darlığı, çabuk yorulma, morarma ve ritim problemleri ile birlikte görülebiliyor. Çoğunlukla eforla ortaya çıksa da istirahat esnasında da keskin ağrılar olabiliyor. Ciddi damar darlıklarına bağlı olan göğüs ağrıları eforla birlikte bayılma ya da ölümle de sonuçlanabilecek ciddi sonuçlara yol açabiliyor.</p>
<p><strong>Kilo alamama</strong></p>
<p>Özellikle bebeklik çağında kalp yetersizliğinin en önemli belirteçlerinden birisi olarak karşımıza çıkıyor. Normal sağlıklı bir bebek ilk 1 ay içerisinde ortalama günde 15-30 gram kilo alırken, sağlıklı bir bebeğin 6. ayda doğum kilosunun iki katına, 1 yaşında ise üç katına ulaşmış olması gerekiyor. Doğumsal kalp hastalığı olan bebekler genellikle dokulara yeterli oksijen ya da besin maddelerinin taşınamaması nedeniyle kilo alımında geri kalıyorlar. Bu bulguya kalp hastalıklarının diğer bulguları da eşlik ettiğinde çok daha önemli hale geliyor.</p>
<p><strong>Morarma</strong></p>
<p>Özellikle dudaklarda ve ağız içinde morumsu renk değişikliği ile kendini gösteriyor. Ayrıca tırnak yataklarında da belirgin olabiliyor. Bebeklerde dudakların etrafında olan ve cilt altında mavimsi damarlanma şeklinde olan renk değişiklikleri genellikle normal. Çocuğun cilt rengine göre fark edilmesi zor olacağından önemli olan ağız içinde ve dudakların iç kısmında ya da dilde olan renk değişiklikler. Üşüyen ve iyi beslenememiş çocuklarda el ve ayakların uçlarında olan renk değişiklikleri ile karıştırılmamalı. Morarma bazen emme ve koşma gibi çocuğun efor harcadığı durumlarda artıyor. Uzun süre morarma olan bebeklerin el ve ayak parmaklarında çomaklama denilen kalıcı kemik şekil bozuklukları görülebiliyor.</p>
<p><strong>Çarpıntı</strong></p>
<p>Kalp atışlarının çocuk ya da anne tarafından hissedilmesi çarpıntı olarak tanımlanıyor. Bu bazen kalp atışlarının normalden hızlı bazen de yavaş olmasına bağlı. Bazı durumlarda da düzensiz kalp atışları hissediliyor. Genellikle hızlı atışları için anne babanın çocuğun nabzını sayamayacak kadar hızlı attığını ifade ettiği durumlar ritim problemlerine işaret ediyor. Bunun dışında ateş, anemi ve tiroit bozuklukları da ritimde yükselmelere neden olabiliyor. Ancak psikojenik kökenli ergen çocukların, anksiyetiye bağlı olan kalp atışları ile ayırt edilmeli. Çocuğunuzun çarpıntı şikayeti varsa mutlaka bir EKG çektirerek altta yatan bir ritim hastalığı olup olmadığını öğrenin.</p>
<p><strong>Çabuk yorulma</strong></p>
<p><strong>Çocuk</strong><strong> Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ender Ödemiş</strong> “Çocuklarda çabuk yorulma kalp yetersizliğinin önemli bulgularındandır. Bebeklerde de kendini, anneyi iyi emememe ya da emerken nefes nefese kalma ile gösterir. Bazen bebeğin emme eforu sırasında alnında terlemelerin olduğu görülür. Zaman zaman nefes alırken de yorulacaktır. Genelde çabuk yorulan kalp hastalığı olan bebekler, annelerini 10 dakikadan uzun ememezler. Yorulma kendini ayrıca hızlı nefes alıp verme şeklinde de belli eder. Daha büyük çocuklar günlük aktiviteleri sırasında yaşıtlarına göre çabuk yorulup dinlenmek bazen de çömelmek zorunda kalırlar” diyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çocuklar kitapla büyüsün-12</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/cocuklar-kitapla-buyusun-12/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 05:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞER]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGE LOKMANHEKİM]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar için kitap önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[özge lokmanhekim]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15214</guid>

					<description><![CDATA[Hazırlayan: Özge Lokmanhekim Her yıl olduğu gibi bu yıl da, 2019’un ilk günlerinde yeni yılda neler yapacağımı not alıyorum. Bu listede kendim okumak istediğim yetişkin kitapları olduğu gibi oğlumla birlikte alıp okumak istediğim çocuk kitapları da var. Geçtiğimiz sene birlikte 1350 çocuk kitabı okumuşuz. Bu, günde en az 3 kitap ediyor. Bu sene hedefimiz 1500 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15223 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429.jpg" alt="" width="297" height="332" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429.jpg 420w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429-268x300.jpg 268w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429-300x336.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429-199x223.jpg 199w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_671677429-120x134.jpg 120w" sizes="auto, (max-width: 297px) 100vw, 297px" /></p>
<p>Hazırlayan: Özge Lokmanhekim</p>
<p>Her yıl olduğu gibi bu yıl da, 2019’un ilk günlerinde yeni yılda neler yapacağımı not alıyorum. Bu listede kendim okumak istediğim yetişkin kitapları olduğu gibi oğlumla birlikte alıp okumak istediğim çocuk kitapları da var. Geçtiğimiz sene birlikte 1350 çocuk kitabı okumuşuz. Bu, günde en az 3 kitap ediyor. Bu sene hedefimiz 1500 kitap olsun istiyorum. 2019’da da bir okuma günlüğü tutmaya kararlıyım. Size de tavsiye ederim. Çocuğunuzun hangi tarz kitapları beğendiğini, hangi kitabı kaç kere okumak istediğini ya da size okuttuğunu bu günlük sayesinde öğrenebilirsiniz. Hem 2019 okuma listeniz için hem de yarıyıl tatilinde okuyabilmeniz için yeni çıkan ve beğendiğimiz kitapları sizlerle de paylaşmak istiyorum. Sizin 2019 okuma hedefiniz ne?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okullulaştıramadıklarımızdan  mısınız?</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/okullulastiramadiklarimizdan-misiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2019 05:00:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[okulsuzluk]]></category>
		<category><![CDATA[okulsuzluk nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[unschooling]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15201</guid>

					<description><![CDATA[Başlık zaten karma karışıkken ‘okulsuz’ olma kavramı da bir hayli kafa karıştırıcı biliyoruz. Günümüz eğitim sistemi klasik eğitim sisteminin çok daha dışına çıkmaya günden güne devam ediyor; Finlandiya sistemi, Montessori, Waldorf, Reggio derken bu çok daha farklı olan ‘okulsuzluk’ ortaya çıktı son zamanlarda. Ne demek okulsuz, nasıl yani okula gitmeden olur mu? diyebilirsiniz. Ancak sakin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başlık zaten karma karışıkken ‘okulsuz’ olma kavramı da bir hayli kafa karıştırıcı biliyoruz. Günümüz eğitim sistemi klasik eğitim sisteminin çok daha dışına çıkmaya günden güne devam ediyor; Finlandiya sistemi, Montessori, Waldorf, Reggio derken bu çok daha farklı olan ‘okulsuzluk’ ortaya çıktı son zamanlarda. Ne demek okulsuz, nasıl yani okula gitmeden olur mu? diyebilirsiniz. Ancak sakin olun. Sizler için okulsuzluk yani unschooling kavramının ne olduğunu, hukuki boyutundan ailelerin deneyimlerine kadar her yönüyle ele aldık.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Hazırlayan: Pelin Demirel</p>
<p><b>Okulsuzluk Nedir?</b></p>
<p>Pek çok kişinin aklına okulsuzluk denildiğinde daha çok Amerika’da uygulanan home-schooling yani evde eğitim geliyor. Ancak okulsuzluk hiçde öyle değil. Home-schooling sisteminde, okul dışında, çocuk bir ebeveyn ya da öğretmen tarafından belirli bir müfredat içerisinde evde eğitim görerek ve sadece sınavlara girerek eğitim hayatını devam ettiriyor. Elbette ki her ülke için aynı kurallar olmasa da aşağı yukarı bu şekilde uygulanıyor. Okulsuzluk da ise okul sadece belli saatlerde girip çıkılan ve eğitim-öğretim görülen yer değil hayatta kazanılan deneyimler ve çocuğun ilgi alanına yönelmesi baz alınıyor ve bu deneyimler okula giderek değil gün içerisinde yapılanlarla sağlanıyor. Aslında okulsuzluk çocuğa bir eğitim verme anlayışının çok daha dışında kalan ve deneyimlerle öğrenmeye dayanan bir bakış açısı ve yolculuk. Bu yolculuk esnasında çocuğun öğrenme süreci, çocuğun hazır olmasına ve merakının onu nereye götürdüğü ile ilişkili. Bu da ebeveynlerin çocuğa tamamen güvenmesi ile mümkün diyebiliriz çünkü çocuğun hayatını kendi istekleri üzerinde yürütmek isteyen ebeveynler çocuğa özgür bir alan bırakmayı tercih etmeyecek ve yine ‘kendi’ istediklerine yönlendireceklerdir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Her çocuğun kendi deneyimi ve ilgisiyle şekillenen bu ‘eğitim’ tarzında aile çocuğun öğretmeni olmaktan ziyade onu destekleyen ve isteklerine göre yön veren kısımdadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15207 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_155208773-1.jpg" alt="" width="425" height="283" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_155208773-1.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_155208773-1-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 425px) 100vw, 425px" /></p>
<p><b>Yasal değil ama mümkün</b></p>
<p>Ülkemizdeki eğitim sisteminde yer alan zorunlu kısım ilkokul döneminden lise dönemine kadar 12 yıllık bir kısmı kapsar ve okul öncesi döneme dair bir zorunluluk mevcut değildir. MEB onayı dahilinde olmayan okulsuzluk ise Türkiye’de yasal değil.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>-Devletin atadığı okulda kaydı bulunmayan ya da kaydı bulunsa da devamsızlığı olan ve zorunlu eğitim-öğretim yılı içerisinde olan çocuklar için süreç şöyle gerçekleşir:<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>-3579 sayılı kanun madde 52 şöyle der: Mülki amirler, ilköğretim müfettişleri ve zabıta teşkilatı ilköğrenim çağındaki çocukların mecburi ilköğretim kurumlarına devamlarını sağlamakla veli yahut vasi veya aile başkanlarına ve okul idarelerine yardımla ve her türlü tedbiri almakla vazifelidirler.</p>
<p>&#8211; Aynı sayılı kanun madde 53’te ise: Okula devam etmeyen öğrencilerin devamsızlık sebepleri okul idarelerince ve ilköğretim müfettişlerince araştırılarak devama engel olan maddi ve manevi sebeplerin giderilmesine çalışılır. Bu sebeplerin giderilmesi mümkün olmadığı takdirde durum, köylerde muhtara, diğer yerlerde mülki amirlere bildirilir. Bu makamlarca gerekli tedbirler alınır.</p>
<p>-Aynı sayılı kanun madde 55 son fıkra ise “tedbir”i açıklar: Yapılan tebliğde okulca kabul edilecek geçerli sebepler dışında çocuğun okula gönderilmemesi hâlinde idarî para cezasıyla cezalandırılacağı bildirilir.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>-Aynı sayılı kanun madde 56’da “para cezası”nın içeriğini belirtir: Muhtarlıkça veya mülkî amirce yapılan tebliğe rağmen çocuğunu okula göndermeyen veli veya vasiye okul idaresince tespit edilen çocuğun okula devam etmediği idarî para cezası verilir. Bu para cezasına rağmen çocuğunu okula göndermeyen veya göndermeme sebeplerini okul idaresine bildirmeyen çocuğun veli veya vasisine Beş Yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir.</p>
<p>Uygulamada okuldan eve “e-okul sistemi” üzerinden devamsızlığı gösterir belge gelir. Daha sonra veli ile okul müdürlüğü arasında görüşme sağlanır. Daha sonra müdür ve öğretmen eve ziyarette bulunur ve aileyi ikna etmeye çalışır. En son aşamada polis evi ziyaret edip tutanak tutar ve gider ve bu ziyaretler zaman aralıklarında yapılır. Ancak ülkemizdeki çocukların çalıştırılmak ya da evlendirilmek için okula gönderilmemesi durumu çocuk istismarına girer. Okulsuzluk için ise çocuğun isteği dışında ‘zorlama’ bir durum olmadığı için istismar söz konusu değildir.</p>
<p><b>Okulsuzluğun yasal olduğu bazı ülkeler</b></p>
<ul>
<li>ABD</li>
<li>Kanada</li>
<li>Güney Afrika</li>
<li>Meksika</li>
<li>Kolombiya</li>
<li>Peru</li>
<li>Güney Kore</li>
<li>Avusturya</li>
<li>Çek Cumhuriyeti</li>
<li>Danimarka</li>
<li>İtalya</li>
<li>Norveç</li>
<li>İngiltere</li>
<li>İspanya</li>
<li>İsveç</li>
</ul>
<p>Türkiye için okulsuzluk yeni yeni filizlenmiş gibi görünse de aslında okulsuzluğu benimseyen aileler de var. Biz de merak edip neden okulsuzluğu tercih ettiklerini, bu süreçte çocuklarında gözlemlediklerini ve kendilerine göre okulsuzluğun ne olduğunu birkaç aileden dinledik.</p>
<p><b>‘Yaşıtlarının okula gittiklerini fark edince merak etti’</b></p>
<p>Okulsuz eğitim de mümkün olabildiği mantığıyla çocuklarını yetiştiren bu ailenin çocukları 10,2 ve 5 yaşlarında. İlk çocuklarıyla olan 1-2 aylık okul deneyimleri dışında okulla pek de bir bağlantıları olmamış. Ancak okulların varlığının içlerini rahatlattığını söylemeden de geçmiyor. Bu 5 kişilik kocaman ailenin hikayesini annelerinden dinleyelim:</p>
<p>“ Aile olarak okulsuz eğitimi seçmemizdeki neden şimdilik okulu bir ihtiyaç olarak görmememiz. Ama okulların varlığı elbette içimizi rahatlatıyor. Eğer bir gün çocukları okula göndermemizi gerektiren herhangi bir durum ortaya çıkarsa en ufak tereddüt duymadan göndeririz. Aile olarak bizim “okul” kavramı ile ilgili, sistemle ilgili herhangi bir sıkıntımız yok. Örneğin ilk çocuğumuz ilkokul çağına geldiğinde okula gitmedi. Yaşıtları okuma yazma öğrenirken, biz her zamanki oyunlarımıza devam ettik. O eğitim senesinin sonunda henüz hala okuma yazma bilmiyordu. Tüm yazı da oynayarak geçirdikten sonra Ağustos ayında birden okumaya ve yazmaya başladı kendi kendine. Ancak bir sonraki sene yaşıtlarının “okula” gittiklerini fark edince merak etti, denemek istedi. Özel okul, devlet okulu her türü denedikten sonra arkadaşlarının yaşadıkları hayatı anladı ve kendi isteği ile okulsuz eğitime devam etme kararımızı onayladı.</p>
<p>Ebeveynler olarak bizler de elbette maddi gelir sağlayabilmek adına çalışıyoruz. Bu nedenle kendimize uygun sistemler geliştiriyoruz. Zaman zaman ya ebeveynlerden en az birimiz çalışmayarak çocukların eğitim sorumluluğunu yükleniyoruz.</p>
<p>Bence okulsuz eğitimin olmazsa olmaz üç temel sacayağı var. Birincisi: Kitaplar ve sohbet. Birlikte ve ayrı ayrı sürekli okuyoruz, eğitici videolar seyrediyoruz.<span class="Apple-converted-space">  </span>Okuduklarımızı ya da okuduklarımızdan ilham aldıklarımızı tartışıyoruz, araştırıyoruz. Sacayağının ikincisi ise doğa ve kültür gezileri. Haftada en az bir iki kez ormana veya denize gidiyoruz. Müzeleri ve kütüphaneleri aktif olarak kullanıyoruz. Kültürel etkinlere de yine en az haftada bir kere zaman ayırıyoruz. Sacayağının üçüncüsü ise sosyal ilişkiler. Haftada en az bir kere misafirliğe gidiyor veya evimizde misafir ağırlıyoruz. Çocuklar gün içinde sürekli bir yetişkin ile birlikte olduklarından yetişkinler dünyasında nasıl ilişkiye girildiğini, nasıl iletişime geçildiğini gözlemliyorlar.”</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15208 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_440986093-1.jpg" alt="" width="404" height="269" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_440986093-1.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_440986093-1-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 404px) 100vw, 404px" /></p>
<p><b>Her güne ayrı program</b></p>
<p>‘Okulsuz eğitimde sürekli bir değişim içinde oluyoruz ama şu an için haftalık planımız şöyle: Pazartesi ev temizliği ve bölgedeki diğer okulsuz aileler ile doğa gezisi yapıyoruz. Salı günü spor ve müzik dersleri var. Çarşamba sinema veya tiyatroya gidiyor, kitapçıya uğruyor, birlikte restorana gidiyoruz. Perşembe yabancı dil çalışmaları yapıyoruz. Cuma ebeveynler olarak tatil günümüz, o gün ailece gezilere gidiyor, maaile birlikte zaman geçiriyoruz. Cumartesi günü fen deneyleri yapıyor, bostanımızdaki sebzelerle ilgileniyoruz. Pazar günü büyük çocuğumuzun tiyatro kursu var, öğleden sonrayı da dinlenerek geçiriyoruz.</p>
<p>Yetişkinlerin çocuklarla sürekli “okul” üzerinden muhabbet kurmaya çalışmaları da yorucu oluyor. Kaç yaşındasın sorusunun yerini kaçıncı sınıfa gidiyorsun sorusu almış mesela. Adın ne sorusundan sonra hangi okula gidiyorsun diye soruluyor. Okula gitmiyorum cevabı beğenilmiyor. “Neden gitmiyorsun?<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>İstememek olur mu? Gitmen gerekiyor.” Diye sohbet uzadıkça çocuklar gerginlik yaşıyorlar. “</p>
<p><b>‘Çocuğumuz bir gününü dört duvar içerisinde geçirsin istemedik’ </b>Oğullarının dünyaya geldiğinden beri mizacının hareketli ve özgür olduğunun farkında olan bir erkek çocuk annesiyle okulsuzluk üzerine İstanbul’un soğuk yağışlı günlerinden birinde buluştuk bu sefer.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Kendi İngilizce öğretmeni, oğlunu okulsuz büyütmeye karar verdikten sonra mesleğini bırakmaya ve oğlu için elinden geleni yapmaya karar vermiş bir anne. Neden okulsuzluğu seçtiğini sorduğumda da şu sözlerle yanıt veriyor: ‘Oğlumuz 2 yaşlarındayken ‘Haftanın birkaç günü yaşıtlarıyla oynayabileceği bir kreşe götürsek mi?’ fikriyle başladı her şey aslında. Kreşleri gezmeye başladığımızda gördük ki bir odanın içerisinde ortalama 20 çocuk var ve öğretmenler velilerin isteğiyle pek de çocukları çıkarmıyorlar çünkü hava kötü olunca çocukların hasta olma ihtimali artıyor. Ancak bizim oğlumuz hareketli bir oğlan ve hareket etmeye ihtiyacı var. Durum böyle olunca da öğretmenlere çocuğumun gün içinde nasıl enerjisini atabileceğini soruyorum. Fakat genellikle cevaplar “duvara monte edilmiş bir merdivenimiz var ve buraya çıkıp inerek enerjisini atabilir.” Açıkcası cevaplar tatmin etmeyince biz de vazgeçtik’ ve devamında okulsuzluğu duyduğunu ve araştırmalara başladığını dile getiriyor. Tabi bu karar tek başına alınamayacağı için eşini de ikna etmesi gerekiyor.</p>
<p><b>Eşi ikna etme çabaları…</b></p>
<p>Okulsuzluğu denemek için yola çıkan bir annenin eşini kendi tarafına çekme çabası ise meşakkatli ancak pat diye olmuş: ‘Ben okulsuzluğu önce duydum, bolca okudum ve ikna oldum. Ancak daha en başından anladım ki, bu iş olabildiğince, çocuğunuzu nasıl yetiştireceğinize dayanıyor. Dolayısıyla doğası gereği, ebeveynlerden ikisinin de hemfikir olması ve birbirine destek olması, bire bir aynı görüşte olmasa da genel olarak çocuğa aynı pencereden bakması gerekiyor. Yoksa bu iş öyle tek başına olabilecek bir iş değil. Dolayısıyla eşime konuyu yavaştan anlatmaya başladım. Baktım oralı değil pek, okuduklarımı ona da göndermeye, sohbetlerimiz arasında bahsetmeye çalışıyorum. Fakat eşim ‘ben sana destek veremem üzgünüm’ dedi. Bir gün, oğlumu evimizden biraz daha uzak bir parka götürdük. Sonbahar başları, sağı solu çınar ağaçları olan bir yolda yürüyoruz. Eşimin renklerle arası yoktur hiç. Ben de severim öyle şeyleri. Yerden sarı bir yaprak aldım ve ‘’bak normalde yaprak ne renktir?’’ dedim. Eşim de ‘’yeşil’’ dedi. Yerden aldığım yaprak sarıydı. ‘’bak, bu yaprak sararmış, neden biliyor musun? Su, denizi düşünsen ne renktir? Mavi. Bu yaprağın suyu gitmiş, kurumuş, yani mavisi gitmiş, sarısı kalmış, çünkü yeşil, mavi ile sarının karışımından oluşur’’ dedim. Doğrusunu yanlışını bilmiyorum, seviyorum böyle bağlantılar kurmayı sadece. Bir zaman sonra, bir muhabbetimizde eşim bana; ‘’ sen o gün o yaprağı, renkleri öyle anlattın ya, benim bakış açım değişti. Baktığım zaman ağaçları bile farklı algılıyorum. Bu kadar eğitim (yüksek lisans mezunu kendisi) bana böyle bakmayı öğretemediyse, başlarım böyle eğitime. Bundan sonra okulsuzluğa benden tam destek’’ dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15209 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1024881577-1.jpg" alt="" width="398" height="265" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1024881577-1.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1024881577-1-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 398px) 100vw, 398px" /></p>
<p><b>‘Ona bir şeyler öğretmek için çabalamıyoruz’</b></p>
<p>Okulsuzluğun doğasında çocuğa duyulan güven ile onun kendi için seçeceği şeyleri desteklemek yatıyor.Bu yüzden çocuğuma ben bir şey öğretmiyorum o kendi istediğini, kendince öğreniyor ve eğer isterse ben ona yardımcı oluyorum diyor anne. Gün içerisinde parka gidiyor, kurslara gidiyor, akrabalarını ziyaret ediyor, ve ev içerisinde vakit geçiriyorlar. Okulla ilgili bir fikri var mı, arkadaşlarından görmüyor mu dediğim de ise alıyorum cevabımı: ‘Oğlumuz için her yer okul. Ben işlerimi yaparken anne ben okula gidiyorum deyip, salonda oyun oynamaya başlayabiliyor. Yaşı itibariyle çokta okulun ne olduğunun farkında değil ama dediğim gibi onun için evde oyun oynamak, parka gitmek bunların hepsi okul’.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p>Çoğu hareketli çocuk annenin ‘yapma, etme’ laflarına karşı kayıtsız kalarak kafasına göre hareket etmeyi tercih eder. Ancak o kadar hareketli olmasına karşın iç disiplini muhteşem olan bir çocuğun eğitiminde aslında ‘yapma, etme dememek’ yatıyormuş: ’Benim gördüğüm kadarıyla çocuklara hep bir şey öğretme gayesi var. Mesela değerler eğitimi… Ben bunun pek de ders şeklinde verilerek gerçek öğrenme sağlanacağını düşünmüyorum, çünkü bu görerek öğrenilebilir anca. Eğer sen markette sırada bekliyorsan çocukta sırada beklemesi gerektiğini öğreniyor ya da bir kütüphane de sessiz olunması gerekiyorsa etrafa baktıktan sonra ne yapması gerektiğini öğreniyor. Zaten çocuklar yapma denileni daha çok yapıyor. Bu yüzden biz oğlumuza bir şeyler öğretmeye çalışmıyoruz. O zaten bir süre sonra yapılması gerekeni görerek yapıyor ve bu bizi bazen gerçekten şaşırtıyor. Örneğin eve geldiğimizde el yıkama sırası oğlumuzda, eğer biz yıkamak için gelirsek ‘şu an benim sıram lütfen sıranızı bekleyin’ diyor.’</p>
<p><b>Oğullarıyla 4 yaşından beri 20’nin üzerinde ülkeyi bisikletle gezdiler</b></p>
<p>‘Aman tanrım, nasıl!’ nidalarını tahmin etmek çok da zor değil. Hatta şu an 5. sınıfa giden oğullarıyla Güney Amerika turu planı yapıyorlar. Doğasever çift üniversite tanışıyor ve öğretmenlik için atamaları İstanbul’a çıktıktan sonra şehrin onlara göre olmadığını anlıyorlar ve uygun zamanlarda vuruyorlar kendilerini bisikletle yollara. 2007 yılında başlayan maceraları, 2011 yılında oğullarıyla birlikte devam ediyor. Seyahatler arasında ise oğulları annesinin okuluna devam ediyor. Ancak en büyük hayalleri tamamen okulsuzluğa geçerek tam zamanlı okulsuzluğu ve yol okulunu deneyimlemek.<span class="Apple-converted-space"> </span></p>
<p><b>Yolda öğrenmek: Roadschooling</b></p>
<p>‘Alp Dağları’na doğru bisikletlerimizle kuzeyden yaklaşırken, İsviçre Rhone vadisi boyunca serin ve kuru olan hava, Furka Pass (2439 m.) geçidine yaz ortasında, hem de öğle vakti tırmanırken dahi üşütecek kadar düşüyordu. Tırmanış boyunca kuzey yamaçlarında yanından geçtiğimiz Avrupa’nın en büyük buzullarını arkamızda bıraktıktan sonra, geçitten güneye İtalya yönüne doğru inerken ise hava giderek ılıklaşıyor, coğrafya değişiyor, bitki örtüsü de çeşitleniyordu. Po Ovasına, Milano’ya doğru ilerlerken, arkamıza, dağların çok çok uzaktan görünen zirvelerinin dumanlı başlarına, bulutlara doğru bakıyor ve İsviçre’de dağlara tırmandığımız günler boyunca sağladıkları serinlik ve gölge için teşekkür ediyorduk dağlara, bulutlara, iklime, Dünya’ya. Oğlumuz, bunların hepsine, her çocuğun sahip olduğu yetenekler sebebi ile belki de bizden daha derinlikli olarak şahit oluyordu.’ Bu sözler bir kitaptan alıntı gibi gelse de bir çocuğun ailesiyle birlikte coğrafyayı gerçekte görebildiği bir deneyimi anlatıyor ve baba yolda öğrenmeyi şu sözlerle anlatıyor: ‘Bisikletle seyahat ederken, öğrenirken elimizde ne kitaplar var, ne ödevler, ne de çoktan seçmeli testler. Yolda öğrenmek, bebeklerin konuşmayı, yürümeyi öğrenmesine benzetilebilir. Doğal, normal, görerek, dokunarak, deneyimle, içinde yaşayarak bir anlamda hayatın, öğreneceği şeyin çıraklığını yaparak yavaş yavaş, sabırla, pes etmeden öğrenmek. Doğanın, canlıların, insanların binlerce yıldır öğrendiği gerçek öğrenme yöntemi de aslında bu değil midir?’</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15210 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1174709260-1.jpg" alt="" width="378" height="252" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1174709260-1.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2019/01/shutterstock_1174709260-1-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 378px) 100vw, 378px" /></p>
<p><b>‘Ebeveynler bahçıvanlar gibi olmalı’</b></p>
<p>Bütün çocukların büyük bir potansiyel ile doğduğunu belirten baba, çocukların içlerindeki potansiyeli harekete geçirmek için beklediğinden bahsediyor ve sözlerine şu şekilde devam ediyor: ‘Yaşamaları gereken tek şey çocuklukları aslında. İçlerindeki güç engellenmediği sürece öğrenmeye, denemeye, büyümeye, gelişmeye, doğruyu aramaya ve başarmaya devam ediyorlar. Tek ihtiyaçları ne kadar güçlü, akıllı, dayanıklı olduklarının farkına varacak kadar çok deneme – yanılma, tekrar deneme döngüsüne devam edebilmek. Ebeveynler belki de bahçıvanlar gibi olmalı, sadece imkanları hazırlamalı. Gerekenden fazla su, daha fazla ışık bitkileri nasıl ters yönde etkiliyorsa, çocuklarımız içinde fazla öğrenme, fazla ders, yoğun çaba, yarışma, hırs, kendi istemediği, talep etmediği ebeveynin zorladığı erken baskılar onların potansiyellerini söndürebilir.’</p>
<p><b>‘Çocuklar minik insanlar değiller’</b></p>
<p>“Çünkü onlar sadece çocuk ve minik insanlar değil, sadece kendi oldukları yaştalar. Elbette sadece bir kere çocuk olacaklar. İyi ebeveyn; teşvik eder, ilgi uyandırır, yol gösterir, engelleri kaldırır, tedbir alır ama sıkboğaz etmez. Hayal gücünü arttırır. İnsan oğlu zaten doğuştan yaratıcıdır. Aile sadece bunu geliştirmeli. Eğitimi sıralı bir liste, endüstriyel bir süreçmiş gibi ele almak, gelişimi testlerle ölçmek ne derece doğru şüpheliyiz. Henüz 9 yaşındaki oğlumuzun bir mağara adamından hallice olduğunu bilmek rahatlatıyor bizi. Çarpım tablosunu bilmese de olur. Şu an en çok ihtiyacı olan; katılana kadar gülmek, avazı çıktığı kadar bağırmak, kirlenmek, koşturmak, sızıp kalacak kadar yorulmak ve obur obur yemek. Sadece kendisi olmak” diyor gezgin aile.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hangi yaş, hangi kitap?</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/hangi-yas-hangi-kitap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Dec 2018 15:37:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk kitapları]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar için kitap önerisi]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlara göre kitap seçimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=8878</guid>

					<description><![CDATA[Çocuğunuzla kitap okumak için hiç bir zaman erken değildir Doğduğu andan itibaren, hatta belki çok daha öncesinden başlayarak, her gün düzenli kitap okumak; çocuğunuzun temel becerilerinin gelişmesine destek olan, ebeveyn-çocuk arasındaki bağı da güçlendiren olmazsa olmaz günlük aktivitelerden biridir. Özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu ilk 5 yıl çocuğunuzun günlük rutinlerinin içerisine birlikte okuma saatlerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuğunuzla kitap okumak için hiç bir zaman erken değildir</strong><br />
Doğduğu andan itibaren, hatta belki çok daha öncesinden başlayarak, her gün düzenli kitap okumak; çocuğunuzun temel becerilerinin gelişmesine destek olan, ebeveyn-çocuk arasındaki bağı da güçlendiren olmazsa olmaz günlük aktivitelerden biridir. Özellikle beyin gelişiminin en hızlı olduğu ilk 5 yıl çocuğunuzun günlük rutinlerinin içerisine birlikte okuma saatlerini eklemenin günümüzde kanıtlanmış bir çok yararı bulunmaktadır. Kelimeleri tanıma, yaşadığı dünyayı ve çevresini keşfetme, akıcı konuşma, ileriki dönemlerde okumaya karşı ilgi, dinleme becerisinin gelişmesi vb. katkılarının yanı sıra; yapılan araştırmalar anaokulu dönemine kadar kitap okunmuş bir çocuğun bildiği kelime sayısının diğer çocuklara oranla fazla olduğunu ve bunun gelecekte çocuğun akademik başarısını olumlu yönde etkileyeceğini göstermektedir.</p>
<p>İlk 5 yıl içinde çocuğunuzun gelişimini destekleyecek uygun kitabı seçmek ve bu kitapları günlük okuma rutini içinde çocuğunuzun yaşına uygun şekilde okumak, bire bir paylaştığınız bu zamanı daha nitelikli hale getirecektir.</p>
<p><strong>Gelişimine göre okuma rutini</strong></p>
<p><strong>0-6 ay:</strong> Bu dönemde bebeğiniz henüz kelimeleri anlayamasa da sesinizi tanır; ritim, tonlama ve bazı efektleri ayırt edebilir. Bu nedenle, anne-babanın bebeğine okuyacağı kitap ona ninni gibi gelecektir ve bebeği sakinleştirecektir. Bebeğiniz ile paylaşacağınız okuma saati için seçeceğiniz kitap erken dönemde çok önem taşımamaktadır. Hatta ve hatta roman, gazete ya da makale gibi yazıları da gönül rahatlığı ile okuma zamanınızın içine dahil edebilirsiniz. Ancak ilerleyen dönemlerde gerek bebeğinizin görüş yeteneğinin gelişmesi gerekse kelimelere karşı ilgisinin artması ile parlak ya da zıt renklerin kullanıldığı kitapları seçmeniz bebeğinizin kitabı algılamasını kolaylaştırırken ilgisini de arttırır.</p>
<p><strong>6-12</strong> ay: Çevresini tanıma iç güdüsüne dişlerinin de çıkmaya başlaması eklenince bebeğiniz eline aldığı neredeyse tüm nesneleri ağzına götürmeye başlar. Bu nedenle, bu aylarda seçeceğiniz kitapların kalın ve dayanıklı sayfalar ya da bez kitaplar olması daha uygun ve kullanışlı olacaktır.</p>
<p><strong>1-2 yaş:</strong> Bebeğiniz ay ve ay resimli kitapları keşfetmeye başlayacaktır. Dil gelişiminin de hızla geliştiği bu dönemde kendini tekrar eden tekerlemelerin ve tahmin edilebilir kurguların olduğu kitaplar tercih edilmelidir. Bu dönemde artık interaktif kitap okumaya da başlanabilir. Çocuğunuza sayfalarda bulunan resimlere dair sorular sorabilirsiniz. Örneğin; arabayı gördün mü? gibi.. Bunun yanında yavaş yavaş çocuğunuz bir kitabı favori olarak belirleyebilir ve sizden bu kitabı 5-10 ya da belki 60 kez okumanızı isteyebilir. Bu ebeveyn için zaman zaman sıkıcı olsa da çocuğunuzu çok mutlu edecektir.</p>
<p><strong>2-3 yaş:</strong> Artık bebeklikten çıkan ve özgürlüğünü ilan etmiş küçüğünüz hareketlenmeye de başlamıştır. Çoğu zaman bir kitabı sonuna kadar eskisi gibi oturarak ve kımıldamadan dinlemeyebilir. Bu dönemde bu çok normal bir davranıştır. Yine de kitap okumaya devam etmek gerekir. Çocuk eğer etrafta dolanarak ya da yerde yuvarlanarak dahi olsa kitabı takip edebiliyorsa oturması gerçekten gerekmeyebilir. Burada dikkat edilecek konu çocuğun bu hal ve davranışlarına uygun kitap seçimidir. Özellikle hareket komutlu kitaplar, hareketli çocukların en keyif aldığı kitaplardır. Yine bu dönemlerde çocuklar kendileri ile ilgili kitaplara ilgi göstermeye başlarlar. Eğer kitaptaki kahramanın adını çocuğunuzun adı ile değiştirerek okursanız, ilgisini çekmeyi başarabilirsiniz.</p>
<p><strong>3-4 yaş:</strong> Ayrıntıların çocukların hayatına girmeye başladığı bu dönemde kitaplardaki yazılı kısımdan daha ilgi çekici olabilir sayfalardaki resimler. Okuma sırasında ara ara sayfalarda yer alan ayrıntıları bulmaya yönlendirmek çocuğu bir sonraki sayfa için heyecanlandıracaktır. Ayrıca aidiyet ve sorumluluk duyguları kendini göstermeye başladığından her zaman gittiğiniz kitapçıya ya da çocuk kütüphanesine üyelik kartı çıkarmak da çocuğunuzun kitaplarla daha samimi ve ciddi bir ilişki içine girmesine yardımcı olur.</p>
<p><strong>4-5 yaş:</strong> Anne babalar için birçok konuda çocuk kitaplarından yardım alma dönemi bu yaşlarda başlar. Hayata dair olayların çocuklara anlatılması ya da çocukların bu konularda hissettiklerini keşfetmek için kitaplar vazgeçilmez bir araçtır. Yeni kardeş, okula başlama, taşınma, arkadaşlık kurma vb. konularda çocuğunuz; tanımlamakta zorlandığı duygularını keşfederek, bu konuda yalnız olmadığını anlayacaktır. Yine bu dönemde doğaya da ilgi artmaya başlar. Doğduğu andan bu zamana düzenli kitap okuduğunuz çocuğunuz artık kendi zevkine ve ilgisine göre kitap seçebilecek seviyeye gelmiştir.</p>
<p>Çocuğunuz kaç yaşında olursa olsun kitap okumak aranızdaki bağı kuvvetlendirici ve birbirinizi keşfetmenizi sağlayan en önemli aktivitelerden biridir. Bu nedenle, ebeveyn bu aktiviteyi görev olarak görüp &#8221;çocuğa kitap okumak&#8221; olarak tanımlamak yerine, çocuğu ile bire bir vakit geçirme fırsatı olarak görüp &#8221;çocuğumla kitap okumak&#8221; olarak nitelendirirse iki tarafta çok keyif alacaktır. Çünkü biz yetişkinlerin de çocuk kitaplarından öğreneceği birçok şey olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bebekler için iyi uykunun sırları</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/bebekler-icin-iyi-uykunun-sirlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Dec 2018 14:13:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[0-12 AY]]></category>
		<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğimi uyuturken nelere dikkat etmeli]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklerde uyku eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[iyi uykunun sırları]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<category><![CDATA[uyku eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[woolnat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15124</guid>

					<description><![CDATA[-Woolnat&#8217;ın katkılarıyla- Uyku hele ki yenidoğan bir bebeğiniz varsa hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi oldukça önemli. İyi uyuyamayan bir bebek güne mutsuz ve huzursuz başlarken, uykusunu iyi almış bebek ise neşeli ve mutlu güne başlar. Peki iyi bir uyku için ne yapmalı? Ilık bir banyo her zaman rahatlatır Uykuya aşamasına geçmeden önce bebeğinize aldıracağınız [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>-Woolnat&#8217;ın katkılarıyla-</strong></p>
<p>Uyku hele ki yenidoğan bir bebeğiniz varsa hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi oldukça önemli. İyi uyuyamayan bir bebek güne mutsuz ve huzursuz başlarken, uykusunu iyi almış bebek ise neşeli ve mutlu güne başlar. Peki iyi bir uyku için ne yapmalı?</p>
<p><strong>Ilık bir banyo her zaman rahatlatır</strong></p>
<p>Uykuya aşamasına geçmeden önce bebeğinize aldıracağınız duş onu daha sakin hale getirecektir. Sakinleşen bebeğinizde uykuda daha kolay geçer.</p>
<p><strong>Bol hareket bol uyku getirir</strong></p>
<p>Yetişkinlere göre gün içerisinde 8 kat daha fazla enerjiye sahip olan çocuklar enerjisini aktivitelerle ya da oyunlarla atamadığı zaman uyumakta da problem yaşayabilirler. O yüzden ne kadar hareket o kadar mışıl mışıl bir uyku.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15130 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/young-happy-mother-and-baby-on-a-carousel-in-a-green-park_hmi-6nutl_thumbnail-full01.jpg" alt="" width="472" height="266" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/young-happy-mother-and-baby-on-a-carousel-in-a-green-park_hmi-6nutl_thumbnail-full01.jpg 600w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/young-happy-mother-and-baby-on-a-carousel-in-a-green-park_hmi-6nutl_thumbnail-full01-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 472px) 100vw, 472px" /></p>
<p><strong>Rutini bozmayın</strong></p>
<p>Daha doğdukları andan itibaren belirli zaman aralıklarında emzirdiğiniz bebeğiniz için gün içindeki rutini oldukça önemli. Ev dışında olsanız bile rutine uymaya çalışın. Böylece her şeyin yolunda olduğunu anlayan ve güvende hisseden bebeğiniz uyku moduna geçmekte zorlanmayacaktır.</p>
<p><strong>En önemlisi kıyafet</strong></p>
<p>Rutine uyuldu, aktiviteler tamamlandı ve akşam banyosu yapıldı. Çocuğunuz uyumaya hazır olsa bile uyku sırasında giyeceği kıyafet onun huzurunu kaçırmasına yeter de artar bile.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15126 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/ll20159491439.jpg" alt="" width="462" height="308" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/ll20159491439.jpg 725w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/ll20159491439-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 462px) 100vw, 462px" /></p>
<p><strong>Woolnat&#8217;tan Bir İlk: Doğal Merino Yün Uyku Tulumu</strong></p>
<p><strong>Merino Yünün Üstü Özelliklerini Keşfedin</strong></p>
<p>Dünyanın en kaliteli ve en ince Merino yünlerinin Avustralya’dan Türkiye&#8217;ye uzanan yolculuğu şimdi de Woolnat&#8217;ın özel Merino yün ürünlerine ilham kaynağı oluyor. Termal koruma özelliği bulunan Merino yün, yazın serin kışın sıcak tutarak vücut ile çevre arasında bariyer görevi görüyor. Güneşin zararlı ışınlarına karşı +30 UV koruması sağlarken yumuşacık dokusuyla keyifli bir kullanımı beraberinde getiriyor. Ciltteki nemi ağırlığının %30&#8217;una kadar emerek teri çekip ciltten uzaklaştırıyor ayrıca ıslandığında çok hızlı kuruyor. Mikro iklimlendirme ile cildin ideal nem ortamında kalmasını sağlıyor.</p>
<p>Merino yün, nefes alan dokusuyla vücudu havalandırarak tahriş, egzama ve alerji gibi cilt rahatsızlıklarının tedavisine de yardımcı oluyor. Temmuz 2017 tarihinde yayınlanan 12 haftalık bilimsel araştırmaların sonuçları Merino yünün çocuklarda egzama tedavisinde olumlu sonuçlar verdiğini gösteriyor. Merino yün giysiler, pamuk kıyafetlere göre çok daha hızlı ve etkili bir iyileşme süreci yaşanmasına da destek oluyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15128 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/merinovsothers.jpg" alt="" width="297" height="297" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/merinovsothers.jpg 700w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/merinovsothers-150x150.jpg 150w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/merinovsothers-300x300.jpg 300w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/merinovsothers-144x144.jpg 144w" sizes="auto, (max-width: 297px) 100vw, 297px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Polyester gibi sentetik kumaşlara çeşitli kimyasallarla kazandırılan özellikler, 20 yıkama sonunda kayboluyor ya da etkilerini yitiriyor. Merino yünse doğasında bulunan tüm nitelikleri ürünün ömrü boyunca devam ettiriyor. Petrol ürünü olan polyester ve benzerlerinin dönüşümü yıllarca sürerken Merino yün işlevini kaybettikten sonra doğada kolayca çözünüyor.</p>
<p>Doğal ve organik Merino yün ile hazırlanan bebek ve çocuk tulumları için woolnat.com sitesini ziyaret edebilirsiniz. Her türlü kampanya ve indirim bilgilerine <a href="http://instagram.com/woolnatkids">Instagram hesabı</a> üzerinden ulaşabilirsiniz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-15127 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/battaniye.jpg" alt="" width="454" height="305" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/battaniye.jpg 700w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/battaniye-300x202.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 454px) 100vw, 454px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadi artık kapat onu! Ama nedeeeennn???</title>
		<link>https://parentsdergisi.com/bebekcocuk/hadi-artik-kapat-onu-ama-nedeeeennn/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Dec 2018 13:05:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[1-2 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[2-3 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[3-4 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[4-5 YAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[5 YAŞ ÜSTÜ]]></category>
		<category><![CDATA[BEBEK / ÇOCUK]]></category>
		<category><![CDATA[PSİKOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[SAĞLIK]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğum bilgisayarda fazla vakit geçiriyor ne yapmalıyım]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda bilgisayar kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[gülçin karadeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Slider]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.parentsdergisi.com/?p=15108</guid>

					<description><![CDATA[Hazırlayan: Gülçin Karadeniz “Çocuklar neden sürekli internete bağlanıp oyun oynamak istiyor?” Evet, bu oyunlar çok cazip ve çok eğlenceli ve tabi ebeveynlerin de ellerinde telefonlar, dillerinde sosyal medya ifadeleri olunca çocukları suçlamamak gerekiyor diye de düşünebiliriz. İnternete erişim, çocuğun bilgiye direkt ulaşması, problem çözme, yaratıcılık, analitik düşünme, neden-sonuç ilişkisi kurma, kelime ve sayıları öğrenme ve [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hazırlayan: Gülçin Karadeniz</strong></p>
<p>“Çocuklar neden sürekli internete bağlanıp oyun oynamak istiyor?”</p>
<p>Evet, bu oyunlar çok cazip ve çok eğlenceli ve tabi ebeveynlerin de ellerinde telefonlar, dillerinde sosyal medya ifadeleri olunca çocukları suçlamamak gerekiyor diye de düşünebiliriz.<br />
İnternete erişim, çocuğun bilgiye direkt ulaşması, problem çözme, yaratıcılık, analitik düşünme, neden-sonuç ilişkisi kurma, kelime ve sayıları öğrenme ve akılda tutma gibi becerilerin gelişimini destekleyen teknolojik bir mucize olarak karşımıza çıksa da uzun süre, kontrolsüz, amacı dışında ve bilinçsiz kullanım yönü ile endişeye ve korkuya neden oluyor. Özellikle de çocukları yalnızlaştırdığı sosyal ilişkileri kesintiye uğrattığı gerçeği çok düşündürücüdür! Zamanını çoğunlukla internet kullanmak ve bilgisayar oyunları ile geçiren çocukların sosyal gelişimlerinin önemli ölçüde gerilediği, bu çocukların öz güvenlerinin düşük, sosyal endişe düzeylerinin ve saldırganlık davranışlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Kontrolsüz bir şekilde internette gezinen bir çocuğun karşısına şiddet, pornografi, ve kötü alışkanlıkları teşvik edici nitelikte içerikler çıkabiliyor. Bu içerikler özellikle küçük yaştaki çocuklar için ciddi problemlere yol açabilir. Örneğin, şiddet içerikli yayınlar çocuklarda saldırgan bir tutum ve kişiliğin oluşmasına sebep olabiliyor. Yine internet bağımlılığı başka sorunları da beraberinde getiriyor. Bu problemlerin başında; göz rahatsızlıkları, radyasyonun olumsuz etkileri, duruş ve iskelet yapısında bozukluklar meydana gelebilir.<br />
Ancak, internetin ihtiyacın dışında ortalama iki saatten fazla kullanılıyor olması farklı bir durumu gündeme getiriyor! İnternet bağımlılığı genel olarak “internetin așırı kullanılması isteğinin önüne geçilememesi, internete bağlı olmadan geçirilen zamanın önemini yitirmesi, yoksun kalındığında așırı sinirlilik hali ve saldırganlık olması ve kișinin iș, sosyal ve ailevi hayatının giderek bozulması” olarak tanımlanabilir. Eğer çocuğunuz okula gitmiyorsa, internette geçirdiği zamandan dolayı ders başarısı düşmüşse, yeme ve uyuma bozukluğu yaşıyorsa, asosyal davranışlar sergiliyorsa daha da dikkat etmelisiniz. İlk olarak unutmamamız gereken internet bağımlılığı ciddi bir hastalıktır ve tedavi gerektirir.<br />
Çocuğunuzun bağımlı değil etkili bir kullanıcı olması için ilk olarak sınırları iyi çizmeniz ve denetlemeniz gerektiğini unutmayın! Ve lütfen aşağıdaki noktalara dikkat edin:</p>
<p>1. Elbette ilk olarak onlara iyi rol modelleri olmaya özen gösterin.<br />
2. İnternetin işe yarar olumlu bir biçimde kullanılabilmesi oldukça önemlidir. Bunun için çocuğunuzun yaptığı çalışmaları paylaşın. Ondan bir konuda yardım isteyin ya da araştırma konuları belirleyin.<br />
3. Çocuğunuzun bilgisayar başında geçirdiği zamanı denetim altında tutun. Bilgisayar çocuğun yatak odasına değil ailenin çocuğun bilgisayar kullanımını denetleyebileceği bir odaya konulmalıdır. Çocuğunuz bilgisayarı kullanırken aralıklı da olsa yanına giderek çocuğunuzu izleyin. Çocuk, uzun süre tek başına bilgisayar ortamında kalmamalıdır. Ayrıca ses yüksekliğini de kontrol etmeniz gerektiğini unutmayın!<br />
4. Çocuğunuzun interneti uygun kullanıp kullanmadıklarını denetlemek için bir denetim sistemi oluşturun. Ancak bilin ki filtre kullanmak yani teknik aracılık yapmak çocukların online risklerle karşılanmalarını azaltmaz ve engellemez. Uygun bulmadığınız şeyleri ona açık açık anlatın.<br />
5. Hep bilgisayarla oynuyorsun, bu bilgisayarı göndereceğim, atacağım vb. tehditlerden uzak durun, çocuğunuzun size olan güvenini zedelemeyin.<br />
6. Çocuğa zaman kavramını öğretmeye çalışın, çünkü çocuk oynarken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz ve her zaman kullandığı süre ona yetersiz gelir. (Bunun için size Parents Dergimizin 2015 Aralık sayısında hazırladığımız bir çalışmayı hatırlatmak isteriz. Detaylar için www.parentsdergisi.com adresine bakın.)<br />
7. Zaman kavramının yanı sıra çocuğa günü planlama becerisi kazandırmanın da en önemli noktayı teşkil ettiğini unutmayın! Çocuklar, okuldan geldiklerinde iki seçenekleri olduklarını düşüyorlar. Okuldan gelen çocuğa “önce dersini mi yapacaksın, oyun mu oynayacaksın?” demek yerine başka seçenekleri olduğunu hatırlatmamız gerekiyor (Örneğin; anne ile sohbet saati, kardeş ile oyun, resim yapmak, kitap okumak, futbol maçı yapmak vb. hobiye zaman ayırmak). Elbette, bu alışkanlık da diğer tüm alışkanlıklar gibi erken dönemlerde kazanılacak farkındalıklar ama neresinden başlarsak kardır! 20-20-20-20 kuralını da koyabilirsiniz.</p>
<p>Bilgisayar sonrasında onu hareketli etkinliklere teşvik edin. Bu ay size bu konuda bir etkinlik örneği hazırladık.</p>
<p><strong>• Malzemeler:</strong><br />
Kağıt tabak (Yoksa daire şeklinde kestiğiniz bir kağıt/karton da işe yarayacaktır)<br />
Gazlı boyalar</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-15114 aligncenter" src="http://www.parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/IMG_1066.jpg" alt="" width="518" height="389" srcset="https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/IMG_1066.jpg 700w, https://parentsdergisi.com/wp-content/uploads/2018/12/IMG_1066-300x225.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 518px) 100vw, 518px" /></p>
<p><strong>• Yapılışı:</strong><br />
Çocuğa okuldan yatma saatine dek ne kadar zamanı (kaç saati) olduğunu sorun ve tabağı o kadar parçaya kesin (bu kısmı okul öncesi çocuklarla da yapabilirsiniz),<br />
Sonra her parça için bir etkinlik resimlemesini isteyin.<br />
Ona pasta dilimleri şeklindeki parçaları istediği sıra ile gerçekleştirebileceğini söyleyin! Böylece, ilk olarak bilgisayar oynayıp o günkü bilgisayarla oynama hakkını doldurduysa geri kalan saatlerde çizdiği farklı etkinliklere zaman ayırması gerekeceğini görmüş olacak.<br />
Sizin yapmanız gereken bunların denetimi, yani süre bitmeden bir kez hatırlatmak ve gerekirse sürenin dolduğunu yinelemek<br />
İlk zamanlar sizi yorabilir, ancak tutarlı davranışlar sergilerseniz çocuk da kalıcı davranış değişikliğine neden olacaktır.<br />
Okuma yazma öğrenmiş çocukların ajanda kullanmasına rehberlik edin, okula giden ancak henüz okuma yazma öğrenmeyen çocuklar ajandalarına resim çizerek günlerini planlayabilirler.</p>
<p>Günümüzde bilgisayar oyunları olmadan kendini oyalama becerisi kazanan çocuklar o denli azaldı ki.. Çocuğu, küçük yaşlardan itibaren bir hobi edinmesi (özellikle spor) ve bir müzik aleti çalması konusunda desteklemek hem onun özgüvenini yükseltecek, hem de bağımlılıklara yenik düşmesini büyük oranda engelleyecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
